pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜS SAHABE 2.CİLT

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

15 Eylül 2022 Perşembe

14. SAHABENİN GAİPTEN SESLER DUYMASI

14. SAHABENİN GAİPTEN SESLER DUYMASI
İbn Abbas Vefat Ettiğinde Duyulan Ses Said b. Cübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: İbn Abbas (radıyallahu anh), Taif’te vefat etmişti. Cenazesinde, bizzat bulundum. Daha önce hiç görmediğimiz türden bir kuş geldi ve naaşın içine girdi. Baktık, uzun süre çıkacak mı diye bekledik. Ama, çıktığı hiç görülmedi. Cenaze defnedildiğinde ise, kabrin ağzından şu âyetlerin okunduğu işitildi; ancak, kimin okuduğu anlaşılamadı: “Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime! (Fecr, 89/ 27-30) 27

15. CİNLERİN, PEYGAMBER EFENDİMİZİN GELDİĞİNİ HABER VERMESİ


15. CİNLERİN, PEYGAMBER EFENDİMİZİN GELDİĞİNİ HABER VERMESİ
Câbir b. Abdullah (radıyallahu anh) anlatıyor: Efendimizin nübüvvetine dair Medine’de duyulan ilk haber şu olmuştu: Medineli bir kadının, yanından ayrılmayan bir cini vardı. Bir gün cin, beyaz bir kuş suretinde gelmiş ve bahçe duvarının üzerine konmuş. Kadın cine demiş ki: “Yanımıza gelmez misin; konuşalım, ne var ne yok birbirimizi haberdar edelim?” Cin şöyle karşılık vermiş: “Bak, Mekke’de yeni bir peygamber var; o zina etmeyi yasakladığı gibi bizim yeryüzünde kalmamıza da engel oluyor.”28 Âsım b. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Osman (radıyallahu anh) şöyle demişti: Resûlü Ekrem’e nübüvvet gelmeden önce, ticaret kervanıyla Şam’a gitmiştik. Şam’ın girişine ulaştığımızda, oranın kâhinesi birden karşımıza çıktı ve şöyle dedi: “Benim cin geldi ve kapımın önünde durdu. Ben ‘Girmez misin?’ diye sorduğumda, bana: ‘Bu, mümkün değil artık; çünkü, karşı konulamaz emir var.’ dedi.” Daha sonra, Şam’dan ayrıldım ve Mekke’ye geldim. Orada, 27 Hâkim, Müstedrek 3/626 (6312) 28 İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ 1/190. Hayatu's-Sahabe 410 Allah Resûlünü, insanları Allah’ın dinine davet ederken buldum.29 Übey b. Ka’b anlatıyor: Bir grup Müslüman, Mekke’ye gitmek üzere yola çıktı. Giderken, yollarını kaybettiler. Artık ümitlerini kestikleri ve öleceklerini düşündükleri vakit, kefenlerini giydiler ve ölümü beklemek üzere yere uzandılar. Tam o esnada, ağaçların arasından bir cin çıkıp geldi ve şöyle seslendi: “Ben, Peygamberi dinleyen cemaatin son ferdiyim. O Peygamberin, şöyle dediğini duymuştum: ‘Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona göz kulak olur ve ona yol gösterir, onu asla yüzüstü yerde bırakmaz.’ Bakın; işte şu tarafta su var, yol da şuradan gider.” diyerek onlara suyu ve yolu gösterdi.3

16. CİN VE ŞEYTANLARIN MÜMİNLERE BOYUN EĞMESİ

CİN VE ŞEYTANLARIN MÜMİNLERE BOYUN EĞMESİ
Efendimizin Şeytanı Yakalaması Ebû Hureyre, Allah Resûlünün şöyle buyurduğunu nakleder: Allah Resûlü buyurdu: “Dün akşam cinlerden bir ifrit, namaz kılmama engel olmak için önüme çıktı. Allah bana güç ve kuvvet verdi, onu yakaladım, derdest ettim. Hatta, onu mescidin direklerinden birine bağlamayı bile düşündüm ki, siz sabahleyin gelip onu göresiniz. Ama o anda kardeşim Süleyman’ın şu duasını hatırladım: “Yâ Rabbi.” dedi. “Affet beni ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir yetki lütfet. Çünkü Sen, lütufları son derece bol olan Vehhâb’sın!” (Sâd, 38/35) Bu nedenle onu aşağılanmış olarak kovdum.” Bir rivayette, şu ilave vardır: “Eğer Hz. Süleyman’ın duası olmasaydı, şeytan öylece bağlı kalırdı ve Medine’nin çocuklarına oyuncak olurdu.”31 29 İbn Kesîr, el-Bidâye 2/339 30 Ebû Nuaym, Delâil 1/299 31 İbn Hibbân, Sahîh 14/329 (6418) Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 411 Hz. Ömer’in Şeytanla Güreş Tutması ve Onu Yenmesi Ebû Vâil (radıyallahu anh) anlatıyor: Abdullah bana şunları anlattı: “Şeytan, sahabilerden biriyle karşılaştı ve onunla güreşe tutuştu. Müslüman, onu yere serdi ve yendi. Baş parmağıyla da boğazına bastırdı. “Beni bırakırsan, sana bütün şeytanların duyunca kaçtığı bir âyet öğretirim.” dedi ve sahabi de onu bıraktı. Ama şeytan o âyeti öğretmek istemedi. Sahabi, onu yine yere serdi. Aynı sözü veren şeytan yine sözünden caydı. Üçüncüsünde yine aynı durum tekrarlanınca, şeytan, bahsettiği âyetin Bakara Sûresi’ndeki Âyetü’l-Kürsi olduğunu söyledi. Abdullah’a denildi ki: “Ey Ebû Abdurrahman kimdi o adam?” Abdullah’ın cevabı şu oldu: “Hz. Ömer’den başka kim olabilir ki?”32 17. SAHABİLERİN, CEMÂDÂTIN (CANSIZ VARLIKLARIN) SESLERİNİ İŞİTMESİ

17. SAHABİLERİN, CEMÂDÂTIN (CANSIZ VARLIKLARIN) SESLERİNİ İŞİTMESİ

17. SAHABİLERİN, CEMÂDÂTIN (CANSIZ VARLIKLARIN) SESLERİNİ İŞİTMESİ İbn Mesud’un, Yemeğin Tesbihatını İşitmesi İbn Mesud anlatıyor: Biz peygamberlik alâmeti olan harikulâde olayları bereket kabul ederdik. Siz ise, o tür olayları bir korkutma/inzâr telakki ediyorsunuz. Bir gün, Allah Resûlü ile yolculuk hâlindeydik. Suyumuz çok azalmıştı. Resûlü Ekrem: “Kalan suyu getirin.” diye emretti. İçinde azıcık su bulunan bir kap getirdiler. Resûlullah, elini kabın içine daldırdıktan sonra şöyle dedi: “Haydi abdestinizi alın, bereket Allah’tandır.” İbn Mesud der ki: “Gerçekten de ben, Resûlü Ekrem’in parmakları arasından su kaynadığını gördüm. Hatta bizler yemek esnasında, yiyeceklerin Allah’ı tesbih ettiğini de işitirdik.”33 32 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 9/71 33 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/97 Hayatu's-Sahabe 412 Hurma Kütüğünün İniltisinin Duyulması Câbir b. Abdullah (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlü cuma hutbesini verirken bir hurma ağacına yaslanırdı. Ensâr’dan biri şöyle bir öneride bulundu: “Yâ Resûlallah, sana bir minber yapsak olmaz mı?” Efendimiz de: “İsterseniz yapın.” buyurdu. Hemen bir minber yaptılar. Cuma günü geldiğinde, Allah Resûlü yeni yapılan minbere çıktı. O sırada daha önce yaslandığı hurma ağacı, bir çocuğun ağlaması gibi etkili bir ses çıkararak inledi. Resûlü Ekrem, minberden indi ve ağacı kucakladı. Ağaç, sakinleştirilen çocuğun nazlanması gibi inlemeye devam ediyordu. Câbir der ki: “Hurma ağacı, duyduğu zikirlerden mahrum kaldığı için ağlıyordu.”34 Hz. Enes’ten gelen bir rivayette Allah Resûlü şöyle demiştir: “Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; onu yatıştırmış olmasaydım, Allah’ın Resûlünden ayrıldığı için duyduğu üzüntüden dolayı, kıyamete kadar inlemeye devam edecekti. Sonunda, Allah Resûlü emretti de hurma ağacı toprağa gömüldü.”35 Selmân-ı Fârisî ve Ebu’d-Derdâ’nın, Yemek Kabının Tesbihini İşitmesi Ebu’l-Buhturî (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir gün, Ebu’d-Derdâ ve Selmân birlikteydi. Ebu’d-Derdâ tencerenin altına ateş yakarken, ansızın tencereden bir ses geldiğini duydu; çocuk sesine benziyordu. Daha sonra ses yükseldi. Yükselince tencere ters çevrildi ve yere devrildi. Fakat, içindeki yemekten hiçbir şey dökülmedi. Tencere, sonra tekrar eski hâlini aldı. Ebu’d-Derdâ: “Şu tuhaf işe bak Selmân! Herhalde böylesini, sen de baban da şimdiye kadar 34 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/127 35 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/126 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 413 görmemiştir.” dedi. Selmân-ı Fârisî şöyle cevap verdi: “Şayet sussaydın ve sırrı açığa vurmasaydın, Allah’a delâlet eden pek çok âyeti görürdün.”36

18. SAHABENİN, KABİR EHLİNİN SESİNİ İŞİTMESİ


18. SAHABENİN, KABİR EHLİNİN SESİNİ İŞİTMESİ
Yahya b. Eyyûb anlatıyor: Duyduğuma göre, Hz. Ömer zamanında sürekli mescide devam eden dindar bir genç vardı. Hz. Ömer, onun bu hâlini çok severdi. Gencin yaşlı bir de babası vardı. Genç, yatsı namazını kılar kılmaz, babasının yanına dönerdi. Eve dönüş yolu üzerinde de bir kadın vardı. Kadın, gence tutulmuş ve gönlünü ona kaptırmıştı. Sürekli gencin yoluna dikilirdi. Bir gece, genç yine evine dönerken onu baştan çıkarmaya çalıştı. Genç de, kadının peşine takıldı. Tam kadının evinin kapısına geldiği ve içeriye adımını atacağı sırada Allah’ı hatırladı ve dilinden şu âyet dökülmeye başladı: “Allah’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir hayal ilişince, hemen düşünüp kendilerini toparlar, basiretlerine tam sahip olurlar.” (A’râf, 7/ 201) Delikanlı, bu âyeti okuya okuya yere yığıldı. Kadın, yardım etmesi için bir cariyesini çağırdı ve onu, evinin kapısına kadar götürdüler. Oraya oturttular ve babasına haber vermek için kapıyı çaldılar. Baba, oğlunu o vaziyette görünce komşularını çağırdı; yardım ettiler ve eve aldılar. Uzun süre geçtikten sonra, genç kendine geldi. Babası, “Oğlum neyin var, ne oldu sana?” dedi. Genç: “Bir şeyim yok baba.” dedi. Babası, ısrar edince anlattı başına gelenleri. Babası, “Hangi âyeti okumuştun?” dedi. Genç, yukarıda zikri geçen âyeti okudu; ama yine kendinden geçti. Baktılar ki, bu kez vefat etmiş. Yıkadılar ve geceleyin götürüp kabristana defnettiler. Sabah olduğunda, olay Hz. Ömer’e intikal etmişti. Hazret Ömer, gencin babasına geldi ve taziyelerini bildirdikten sonra, 36 Ebû Nuaym, Hilye 1/224 Hayatu's-Sahabe 414 “Bana neden haber vermediniz?” diye sordu. Dediler ki, “Ey Müminlerin Emîri! Vakit geceydi, sizi rahatsız etmek istemedik.” Hz. Ömer, “Bizi onun kabrine götürün.” dedi. Hz. Ömer, beraberindekilerle kabre vardı ve şöyle seslendi: “Ey filân, Rabbinin huzuruna çıkmaktan endişe duyan mümine iki cennet var.” (Rahmân, 55/46) dedi. Kabrin içindeki genç, ona cevap verdi: “Ey Ömer! Rabbim, bana senin bahsettiğin cenneti iki kere verdi.”37

19. SAHABENİN DUASIYLA ÖLÜLERİN DİRİLMESİ

19. SAHABENİN DUASIYLA ÖLÜLERİN DİRİLMESİ
Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bu ümmetin içerisinde, üç olaya şahit oldum ki; eğer bunlar İsrailoğullarında olsaydı, sonraki nesiller bunları sahiplenme hususunda birbirleriyle yarışırlardı.” “Nedir onlar?” diye sorduğumuzda şöyle anlattı: “Biz, Allah Resûlünün Suffe Ashâbı içindeydik. Bir gün, 37 İbn Kesîr, Tefsîr 2/279. 38 Ebû Nuaym, Hilye 1/289 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 415 yanında ergenlik çağına gelmiş bir çocuğuyla birlikte, Muhacir bir kadın çıkageldi. Kadın, kadınların tarafına geçti; çocuk da bizim yanımıza geldi. Kısa sürede çocuk, salgın olan Medine vebasına yakalandı. Uzun zaman hasta yatağında yattıktan sonra da vefat etti. Efendimiz, çocuğun gözlerini kapattı ve kefenlenmesini emretti. Biz çocuğun cenazesini tam yıkamak üzereydik ki, Efendimiz: ‘Enes, annesine git ve ona durumunu haber ver!’ dedi. Enes gitti ve çocuğun annesine haber verdi. Annesi geldi ve çocuğun ayaklarının dibine oturdu; ayaklarına sarılarak: Allah’ım, sana gönlümden gele gele teslim oldum. Şirkten uzak kalmak için, bütün putları terk ettim. Senin rızan için hicret ettim. Allah’ım! Puta tapan putperestleri bana güldürme. Bu musibetten dolayı, kaldıramayacağım yükü bana yükleme.’ dedi.” Enes (radıyallahu anh) der ki: “Vallahi, kadın sözünü bitirmeden çocuğun ayakları hareket etmeye başladı. Yüzündeki örtüyü kaldırdı. O çocuk, annesi ve Resûlü Ekrem vefat edinceye kadar hayatta kaldı ve yaşadı.”3

20. ŞEHİT SAHABİLERDE GÖRÜLEN MUCİZEVÎ DURUMLAR


20. ŞEHİT SAHABİLERDE GÖRÜLEN MUCİZEVÎ DURUMLAR
Câbir b. Abdullah anlatıyor: Hz. Muaviye su kanalı inşa ederken: “Uhud şehitlerine bir çözüm bulun.” demişti. Tam kırk yıl sonra, onları kabirlerinden çıkardık. Cesetleri yumuşak, azaları sapasağlamdı; hiç çürümemişti.40 Benzer bir hadise, yine Hz. Cabir’den şöyle rivayet edilir: Muaviye b. Ebi Süfyan zamanında, adamın biri aniden çıkageldi: “
Câbir! Vallahi Muaviye’nin işçileri babanın mezarını kazdılar, cesedi göründü. Diğer şehitlerinki de açığa çıktı!” dedi. Hemen gittim ve babamı defnetmiş olduğum yerde buldum. Savaşta 39 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/154 40 İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ 3/563 Hayatu's-Sahabe 416 almış olduğu yaraların dışında, bedeninde hiçbir yara bere ve değişiklik yoktu. Onu tekrar defnettim.4

21. KABİRLERİNDEN MİSK KOKUSU YAYILMASI

21. KABİRLERİNDEN MİSK KOKUSU YAYILMASI
Muhammed b. Şurahbil (radıyallahu anh) anlatıyor: “Birisi, Sa’d b. Muaz’ın kabrinden bir avuç toprak aldı. Avucunu açtı baktı ki, misk gibi kokuyor. Allah Resûlü, ‘Sübhanallah, sübhanallah…’ diyor ve yüzünden hayret ettiği anlaşılıyordu.”42

22. ŞEHİT SAHABİLERİN CESETLERİNİN İLÂHÎ İNAYETLE KORUNMASI


22. ŞEHİT SAHABİLERİN CESETLERİNİN İLÂHÎ İNAYETLE KORUNMASI
Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlü, Âsım b. Sabit’i bir askeri birliğe komutan tayin etmişti. Asım şöyle demişti yola çıkarken:
“Ben asla bir müşrikin koruması altında olmayı hazmedemem. Daha önce de, ahd ü peymanım vardı Allah’a: Bana dokunmadıkları sürece hiçbir müşriğe dokunmayacağım.”
Kureyşli müşrikler, onun cesedinden bir parça koparıp getirmesi için adamlarını gönderdiler. (Âsım, Bedir’de Kureyş’in önde gelenlerinden bazılarını öldürmüştü.) O anda, Allah kara bulut gibi bir arı sürüsü gönderdi ve cesedine ilişmelerine engel oldu. Bu nedenle Âsım’a: ‘Arıların vesilesiyle korunan’ anlamında ‘hamiyyü’-debr’ unvanı verilmiştir.

23. HAYVANLARIN ALLAH RESÛLÜNE VE ASHÂBA İTAATİ


23. HAYVANLARIN ALLAH RESÛLÜNE VE ASHÂBA İTAATİ
Hamza b. Ebî Üseyd (radıyallahu anh) anlatır: Allah Resûlü, Ensâr’- dan bir zatın cenazesine iştirak etmek için Bakî’ kabristanına gitmişti. Baktık ki, yolda ön ayakları üzerine kıvrılmış olarak yatan bir 41 İbn Ebî Şeybe, Musannef 7/372 (36790) 42 İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ 3/431 43 İbn Hacer, el-İsâbe 2/245 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 417 kurt! Allah Resûlü buyurdu: “Bu kurt, hakkını istemek için gelmiş, ona hakkını vermeniz gerekir.” “Yâ Resûlallah, onun hakkı nedir?” diye sorduklarında, “Onun hakkı, her yıl her sürüden bir koyundur.” buyurdu Allah Resûlü. “Bir kurt için çoktur yâ Resûlallah!” dediler. Bunun üzerine Efendimiz; kurda, eliyle hakkını kendisinin alması gerektiğini işaret etti; kurt da dönüp gitti.44 İbnü’l-Münkedir (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlü Ekrem Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) kölelikten azat ettiği Sefîne, Rum sınırında yolunu kaybetmişti. Endişeli ve korkulu bir vaziyette orduyu aramaya başladı. Karşısına bir aslan çıkıverdi. Aslana şöyle dedi: “Ey aslan, ben Allah Resûlünün azatlısıyım. Durumum bundan ibarettir.” Aslan hemen kuyruğunu ve başını salladı ve Sefine’ye doğru yaklaştı; onun yanında durdu. Ne zaman ses işitse, aslan sesin geldiği tarafa yöneliyor ve Sefine’yi korkutmamaya çalışıyordu. Ordunun yanına getirinceye kadar aslanın bu dikkatli davranışı devam etti. Ordunun yanına getirince, aslan arkasını dönüp gitti.45 Kurdun Çobanla Konuşması ve Efendimizin Geldiğini Haber Vermesi Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: Kurdun biri, koyuna saldırarak onu yakaladı. Çoban, koyununu kurdun elinden kurtarmak istedi ve çekip aldı. Kurt, ön ayakları üzerine dikilerek çobana şöyle dedi: “Allah’ın bana gönderdiği rızkı elimden çekip almakla Allah’tan korkmuyor musun?” Çoban: “Çok tuhaf, bir kurt benimle bir insan gibi konuşuyor.” dedi. Kurt: “Ben sana daha ilginç bir şey söyleyeyim mi? Muhammed, Medine’de, gelmiş ve geçmişten haberler veriyor.” dedi. Çoban, koyunlarını önüne kattığı gibi Medine’nin yolunu tuttu. Sürüyü bir yere bıraktıktan sonra, Allah 44 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/146 45 İbn Kesîr, el-Bidâye 7/147 Hayatu's-Sahabe 418 Resûlünün huzuruna gelerek başına gelen olayı anlattı. O sırada, Allah Resûlünün emri üzerine namaz için insanlara çağrı yapıldı. Daha sonra, Efendimiz dışarı çıktı ve çobandan, başına gelenleri cemaate de anlatmasını istedi. Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Doğru söyledi bu adam. Allah’a yemin ederim ki; vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz. Hatta, ayakkabısının bağı ve mızrağının ucu da insanla konuşmadıkça kıyamet gerçekleşmez.”46

24. DENİZ VE NEHİRLERİN, ALLAH’IN İZNİYLE SAHABEYE HİZMET

24. DENİZ VE NEHİRLERİN, ALLAH’IN İZNİYLE SAHABEYE HİZMET ETTİRİLMESİ
 Kays b. Haccac (radıyallahu anh) naklediyor: Amr b. Âs’ın (radıyallahu anh) komutasındaki Müslümanların Mısır’ı fethinden sonra, Kıptilerin hesabına göre haziran ayında, yerli halk komutan Amr b. Âs’ın huzuruna gelerek şöyle dedi: “Ey komutan! Bizim Nil nehri ile ilgili bir âdetimiz vardır. Eğer onu yerine getirmezsek taşmaz.” Amr b. Âs, âdetlerinin ne olduğunu sorunca şöyle dediler: “Bu ayın 12. günü, biz, anne ve babasının rızasıyla bekâr bir kızı alır, güzelce giydirir, ona kokular sürer, sonra da onu nehre atarız.” Amr b. Âs onlara: “Bakın, bu İslâm’da olmayan bir âdettir. İslâmiyet, kendinden önceki âdetleri ortadan kaldırmıştır.” dedi. Mısır halkı; haziran, temmuz ve ağustos aylarında bekledi. Ancak, Nil nehrinde hiç değişiklik olmadı. Bunun üzerine, göç etmeyi düşündüler. Amr b. Âs, bu olay üzerine Hz. Ömer’e durumu bildiren bir mektup yazdı. Hz. Ömer, cevabî mektubunda ona şunları yazdı: “İslâmiyet’in kendisinden önceki âdetleri kaldırdığını söylemekle, doğru karar vermişsin. Ben, sana bir de pusula gönderdim. Mektubum sana ulaştığında, pusulayı denize at.” 46 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/143 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 419 Hz. Ömer’in mektubu Amr’a ulaşınca, Amr pusulayı açtı ve pusulanın içinde şunların yazılı olduğunu gördü: “Allah’ın kulu ve Müminlerin Emîri Ömer’den Mısır halkının nehri Nil’e; Bak Nil, eğer kendiliğinden taşıyorsan taşma. Şayet kudreti sonsuz Allah, seni taşırıyorsa, ben O’ndan seni taşırmasını niyaz ediyorum.” Amr, onların ibadet gününden bir gün önce pusulayı nehre attı. O sırada halk, bir yandan Mısır’ı terk etmeye hazırlanıyordu. Çünkü halk, Nil nehri taşmazsa ondan yarar göremiyordu. Onların ibadet günü gelince, Allah Nil nehrini metrelerce yükseltti ve taşırdı. Böylece, onların bu âdeti de ortadan kaldırılmış oldu.47 Alâ b. el-Hadramî’nin Denizi Geçmesi Ebû Hureyre anlatıyor: Allah Resûlü Alâ b. Hadramî’yi Bahreyn’e gönderdiği zaman, ben de Alâ b. Hadramî’yle birlikteydim. O vakit, onda birbirinden ilginç üç keramete şahit olmuştum: Denizin kıyısına ulaştığımızda, “Yâ Aliy, Yâ Azim, Yâ Halim, Yâ Kerim” diyerek dua etti ve “Bismillah deyin ve yürüyün.” dedi. Bismillah dedik ve yürüdük. Karşı kıyıya geçinceye kadar, develerimizin topukları bile ıslanmamıştı. Dönüş yolunda ise, çölün içinden geçiyorduk. Suyumuz iyice tükenmişti. Durumu kendisine arz ettik. Kalkıp hemen iki rekât namaz kıldı ve sonra da dua etti. Birden, gökyüzünde kalkan suretinde bir bulut göründü ve bardaktan boşanır gibi yağmur yağdı. Susuzluğumuzu giderdiğimiz gibi, yanımıza kâfi miktarda su da aldık. Onda müşahede ettiğim üçüncü keramet ise şu oldu: Vefat etmesinden sonra, onu bir kumsala defnetmiştik. Ayrılıp biraz ilerledikten sonra, “Şimdi yırtıcı hayvanlar gelip cesedini 47 İbn Kesîr, Tefsîr 3/464 Hayatu's-Sahabe 420 parçalamasınlar.” diyerek geri döndük. Fakat, onu gömdüğümüz kabrinde bulamadık.48 Medâin’in Fethi Sırasında, Dicle Nehrinin Geçilmesi Ebû Bekir b. Hafs b. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Selmân-ı Fârisî, Sa’d ile beraber nehrin karşı kıyısına geçiyordu. Atlar yüzerek onları karşı yakaya geçirirken Sa’d şöyle diyordu: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Eğer ordu içinde bir başkaldırı olmaz ve iyilikler günahlara galebe çalarsa, Allah, mutlaka kendi dostlarına yardım eder. Dinini mutlak surette hâkim kılar, düşmanlarını da hezimete uğratır.” Selmân ise Sa’d’a şöyle karşılık veriyordu: “İslâm ter ü taze bir dindir. Müslümanlara karalar musahhar olduğu gibi denizler de musahhardır. Selmân’ı yaşatan Allah’a yemin ederim ki, Müslümanlar, Dicle’ye girdikleri gibi zayiat vermeden çıkacaklardır.” Bu konuşmalardan sonra suya girdiler. Nehir öyle hırçın idi ki, suların kabarıklığından, nehrin karşı kıyısı görünmez oluyordu. Sudan geçerken, karadakinden daha çok olayla karşılaşmışlardı. Nehre dalan askerler -Sel mân’ın önceden dediği gibi- hiçbir kayıp vermeden karşıya geçtiler.49 A’meş (radıyallahu anh), bazı arkadaşlarından naklen anlatıyor: “Dicle nehrinin kıyısına vardığımızda, nehir çok azgındı ve nehrin debisi çoktu. İranlılar da, karşı tarafta idiler. Müslümanlardan biri, ‘Bismillah’ dedi ve atını ileriye sürdü. Suyun üzerinde kalıyor ve batmıyordu. Diğer Müslümanlar da, ‘Bismillah’ diyerek atlarıyla nehre daldılar. İranlılar, Müslümanların suya girip batmadıklarını görünce: ‘İfritler geliyor, devler geliyor!’ diye bağırarak gerisin geriye kaçtılar.”5

25. ATEŞİN SAHABİLERE İTAAT ETMESİ

25. ATEŞİN SAHABİLERE İTAAT ETMESİ 
Muaviye b. Harmel (radıyallahu anh) anlatır: Medine’ye gelmiştim. Temimü’d-Dârî, beni yemeğe götürdü. Çok yemek yemiştim. Zira, üç gündür mescitte aç susuz kalıyordum. Tam o sıralarda, Harre’de aniden yangın çıktı. Hz. Ömer, Temîm’e gelerek: “Şu yangına sen bak.” diye onu görevlendirdi. Temîm: “Ey Müminlerin Emîri, ben kimim, ben neyim ki bu yangınla baş edeyim?” dedi. Kısa süre sonra, Hz. Ömer’le beraber yangın mahalline gittiler; ben de onların peşinden gittim. Yangının çıktığı yere vardılar. Hz. Ömer, ateşi eliyle toplamaya başladı ve bir vadiye doğru yönlendirdi. Ateşin arkasından Temîm girdi. O sırada, Hz. Ömer şöyle diyordu: “Görmeyen inanmaz.”51

26. SAHABİNİN YOLUNUN FEVKALÂDE BİR TARZDA AYDINLANMASI


26. SAHABİNİN YOLUNUN FEVKALÂDE BİR TARZDA AYDINLANMASI
Hamza b. Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Karanlık bir gecede, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikteydik. Birbirimizden ayrıldığımızda, parmaklarım ışık saçmaya başladı. Hatta o ışık ile develerimin hepsi toplandılar, hiçbirisi kayıp ve telef olmadı; çünkü parmaklarım aydınlatıyordu.”52 Abdulhamid b. Ebî Abs anlatıyor: “Ebû Abs, namazlarını sürekli Allah Resûlünün arkasında kılar; sonra da Benî Harise mahallesine dönerdi. Aynı zamanda, Ebû Abs Bedir’e iştirak edenlerdendi. Karanlık ve yağmurlu bir gece evine dönerken, birdenbire elindeki asası ışık saçmaya başladı ve bu sayede evine rahatlıkla ulaştı.”53

27. BULUTLARIN SAHABİLERİ GÖLGELEMESİ


27. BULUTLARIN SAHABİLERİ GÖLGELEMESİ
Abdurrahman b. İmran b. Haris anlatıyor: Mikdad b. Esved, Amr b. Abese ve Şâfi’ b. Habib el-Hüzelî (radıyallahu anhum) ile beraber yola çıktık. Amr b. Abese, bir günlüğüne sürüsüne bakmak için yanımızdan ayrıldı. Öğleye doğru onu görmeye gittim. Bir de baktım ki, üzerinde sadece onu gölgeleyen bir bulut duruyor! Hemen, bunu kendisine bildirdim. Bana: “Ben farkındayım; ancak bunu başkasına anlatırsan bozuşuruz seninle!” dedi. Allah’a yemin ederim ki, o vefat edinceye kadar bunu kimseye anlatmad

28. EFENDİMİZ VE SAHABE-İ GÜZÎNİNİN DUASI HÜRMETİNE YAĞMURUN YAĞMASI

28. EFENDİMİZ VE SAHABE-İ GÜZÎNİNİN DUASI HÜRMETİNE YAĞMURUN YAĞMASI Hz. Enes anlatıyor: Cuma günü Allah Resûlü minberde hutbe okurken, minbere yakın taraftan bir adam mescide girdi ve: “Yâ Resûlallah! Mallarımız mahvoldu. Toprak susuzluktan çatladı. Allah’a dua et de bize yağmur göndersin.” dedi. Resûlü Ekrem ellerini semaya kaldırdı ve: “Allah’ım, bize su ver! Allah’ım, bize su ver!” diye dua etti. Enes der ki: “Vallahi, o anda buluttan eser yoktu. Medine’deki Sel’ tepesiyle aramızda, yerleşim yeri ve ev de yoktu. O tepenin arkasından, kalkan şeklinde bir bulut çıktı. Bulunduğumuz yere gelince dağıldı ve yağmur yağdı. Vallahi, tam altı gün güneş görmedik. Ertesi cuma, Allah Resûlü yine hutbe verirken, aynı kapıdan bir adam içeri girdi ve: “Yâ Resûlallah, mallar telef oldu, yollar bozuldu! Allah’a dua et de yağmuru artık kessin.” dedi. Allah Resûlü, ellerini yine açtı; Mevlâ’ya şöyle dua etti: “Allah’ım, bize değil de; çevremizdeki yörelere yağdır. Dağlara ve tepelere yağdır.” 54 İbn Hacer, el-İsâbe 3/6. Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 423 Yağmur az sonra kesildi. Güneşin altında yürüyerek mescitten ayrıldık.55 Hucr b. Adiy’in Duası İbrahim b. el-Cüneyd (radıyallahu anh) anlatıyor: Hucr b. Adiy’- nin gusletmesi gerekmişti. Görevli memura: “Benim içeceğim suyu getir de, onunla gusül abdesti alayım. Yarınki içeceğimizi bu şekilde kullanmış oluruz.” dedi. Görevli: “Korkarım, susuz bir şekilde ölürsün bu gidişle. Muaviye de beni öldürür.” dedi. O sırada, Hucr b. Adiy Allah’a dua etti. Az sonra yağmur yağmaya başladı. Hucr b. Adiy, ihtiyacı kadar su aldı. Arkadaşları Hucr’a: “Allah’a dua et bizi içinde bulunduğumuz vaziyetten kurtarsın; bizi yanına alsın.” dediler. O da ellerini açtı ve: “Allah’ım! Bizim için hayırlısı neyse onu nasip et.” diye dua etti. Çok zaman geçmeden, Hucr ve arkadaşlarından bir grup şehit edildi.56 Gökten Bir Kovanın İnmesi Osman b. el-Kasım (radıyallahu anh) anlatıyor: Ümmü Eymen hicret ederken, Revha’ya varamadan Munsaraf isimli yerde akşam oldu. Susamıştı; ama yanında su yoktu. Aynı zamanda oruçluydu. Susuzluk, onu çok daraltmıştı. Tam o daraldığı esnada, gökten beyaz ipe bağlı bir kova su indi. Suyu aldı, kana kana içti. Ümmü Eymen der ki: “Bu hadiseden sonra, susuzluk çekmedim. Yazın en sıcak günlerinde bile oruç tuttum; ama o suyu içtikten sonra hiç susuzluktan yakınmadım.”57

29. SUYUN BEREKETLENMESİ

29. SUYUN BEREKETLENMESİResûlü Ekrem’in Eliyle Suyun Bereketlenmesi Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: İkindi namazı vaktiydi. İnsanlar namaz kılmak için abdest alacak su aradılar; ancak bulamadılar. Allah Resûlüne bir miktar su getirildi. Efendimiz, elini su kabının içine daldırdı ve insanlara bu kaptan abdest almalarını emretti. Suyun, mübarek parmakları arasından, oluktan kaynar gibi aktığına şahit oldum. Müslümanların tamamı abdestlerini aldılar. Enes’e (radıyallahu anh) bu şekilde abdest alanların sayısı sorulunca, “Seksen veya seksenden daha fazla idi.” cevabını vermiştir. Buhari’de geçen diğer bir rivayette de, abdest alan kişi sayısının üç yüz veya üç yüzden daha fazla olduğu kaydedilmiştir.58 İmran b. Husayn (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlü ile birlikteydik. Çok susamıştık. Birlikte yürürken, iki su kırbasını ayakları arasında gizleyen bir kadınla karşılaştık. Ona suyun nerede olduğunu sorduk. “Su yoktur.” cevabını verdi. “Pekâlâ, ailenle su arasındaki mesafe ne kadar?” diye sorduk. “Bir gün bir gece.” dedi kadın. Ona dedik ki: “Sen Allah Resûlüne git.” Kadın: “Allah Resûlü de ne demek oluyor? Ondan bizim haberimiz yoktur.” diye karşılık verdi bize. Kadını, Allah Resûlü ile görüştürdük. Bize anlattığı şeyleri, ona da anlattı kadın. Ancak, bize yetimleri olduğundan bahsetmemişti. Kırbaların getirilmesini istedi ve o su kaplarını eliyle sıvazladı. Biz, orada kırk kişi susuzluğumuzu giderdik. Bütün kaplarımızı da taşıncaya kadar doldurduk. Sadece develerimizi sulamadık. Daha sonra, Allah Resûlü bize: “Yanınızdakileri bana getirin!” diye ferman etti. Ekmek kırığı ve hurma ne varsa kadına verildi. Verirken de, Efendimiz kadına şöyle dedi: “Bunu 58 Buhârî, Sahîh 3/1310 (3380) Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 425 al ve ailene götür. Ama şunu da bilmeni isterim ki, senin suyunu asla eksiltmedik. Biz, Allah’ın bize ihsan ettiğini içtik.” Kadın da, aldığı yiyecekleri çocuklarına götürdü. Onlara “İnsanların en etkileyici olanıyla karşılaştım. İddia ettiklerine göre o bir peygamber imiş.” dedi. Daha sonra, o kadın ve ailesi topyekûn İslâmiyet’e girdi.59

30. SAVAŞLARDA YİYECEKLERİN BEREKETLENMESİ


30. SAVAŞLARDA YİYECEKLERİN BEREKETLENMESİ
Ebû Amra el-Ensârî (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir harp esnasında, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikteydik. Açlıktan, Müslümanların karınları bellerine geçmişti. Bunun için, bazı develeri kesmek üzere Resûlü Ekrem’den izin istediler. “Buna mecburuz, başka çaremiz yok.” dediler. Hz. Ömer, Resûlullah’ın izin vereceğini hissedince şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Yarın düşmanlarımızla aç veyahut da yaya olarak karşılaşırsak hâlimiz nice olur? Şayet Müslümanları çağırıp, kalan azıkları toplamayı ve sonra da bu azıkların bereketlenmesi için dua etmeyi uygun görürsen; muhakkak ki Allah, bizi senin duanın bereketiyle bolluğa kavuşturur.” Peygamberimiz de, Müslümanların kalan azıklarının getirilmesini istedi. Askerler, az çok ne varsa getirmeye başladılar. En çok getiren, birkaç kilo hurma getirmişti. Allah Resûlü, gelen yiyecekleri topladı ve ayağa kalkarak bir süre dua etti. Sonra da, askerlere kaplarını getirmeleri için çağrıda bulundu. Askerlerden, kaplarını çabucak doldurmalarını istedi. Doldurulmayan bir tek kap kalmadı. Buna rağmen, getirilen yiyecekler aynen duruyordu. Bunu seyreden Allah Resûlü, azı dişleri görününceye kadar tebessüm buyurdu ve şöyle dedi: “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim O’nun Resûlü olduğuma şahitlik ederim. Kıyamet 59 Buhârî, Sahîh 3/1308 (3378) Hayatu's-Sahabe 426 günü, bu iki esasa iman ederek Allah’a kavuşanlar ile cehennem arasına perde çekilecektir.”60 İyas b. Seleme (radıyallahu anh) babasından naklediyor: Hayber Gazası’nda, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikteydik. Bize, azıklarımızı bir araya getirmemizi ferman etti. Deriden bir yaygı üzerine, bütün kumanyalarımızı üst üste koydu. Kafamı uzatıp baktığımda, birikenlerin, uzanmış bir koyun büyüklüğünde olduğunu gördüm. Biz, sayı olarak bin dört yüz kişiydik. Doyuncaya kadar yiyip kalktıktan sonra yine baktım: Sanki hiç yenmemiş gibi, aynı miktarda yiyecek duruyordu ortada. Sonra dağarcıklarımızı da doldurduk.”61

31. NORMAL ZAMANLARDA YİYECEKLERDEKİ BEREKET


31. NORMAL ZAMANLARDA YİYECEKLERDEKİ BEREKET
Semüre b. Cündüb (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlünün yanına, içinde tirit yemeği bulunan bir yemek kabı getirildi. Efendimiz ve bir grup o yemekten biraz yedi. İnsanlar, gruplar hâlinde geliyor; yiyip kalkıyorlardı. Öğleye kadar, bu böyle devam etti. Adamın teki geldi ve yemeğin devam edip etmediğini sordu. Resûlü Ekrem Efendimiz: “Eğer yemeğin kaynağı, sebepler yurdu olan yeryüzü olsaydı, sana cevabım ‘hayır’ olurdu. Ama bu yemekteki bereketin kaynağı semadır; ilâhi lütuf ve ihsandır.” buyurdu.62 Vâsıle b. el-Eska’ (radıyallahu anh) anlatıyor: Suffe ashâbından biriydim. Bir gün, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir parça ekmek istedi. Ekmeği aldı, bir kabın içine ufaladıktan sonra üzerine de sıcak su döktü. Daha sonra içine yağ kattı ve iyice karıştırdı ve bir öbek hâline getirdi. Sonra‚ “Git on kişi getir; onuncusu da sen ol!” dedi. Onları getirdim. “Yiyin, ancak üstünden 60 İbn Kesîr, el-Bidâye 4/119; İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ 1/180 61 İbn Kesîr, el-Bidâye 4/115 62 Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/12 (20147) Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 427 değil kenarından yiyin; zira, bereket yukarıdan aşağı doğru iner.” buyurdu. Gelenler, doyuncaya kadar yediler.63

32. HUBUBATTAKİ VE MEYVELERDEKİ BEREKET


32. HUBUBATTAKİ VE MEYVELERDEKİ BEREKET
Hurmaların Dua-yı Nebevî ile Bereketlenmesi Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlüne, yiyecek isteyen bir adam geldi. Efendimiz de, ona yarım deve yükü miktarında arpa verdi. Adamın kendisi, karısı ve bir de hizmetçisi o arpadan uzun süre yediler. En sonunda, “Acaba ne kadar kaldı?” diye ölçtüler. Efendimiz onlara şöyle dedi:
“Şayet ölçmeseydiniz, daha yerdiniz ve size, bu ömür boyu yeterdi.”64 Hz. Câbir’e Miras Kalan Hurmaların, Allah Resûlünün Duasının Bereketiyle Çoğalması Câbir anlatıyor: Babam, geride borç bırakarak vefat etmişti. Ben de, Allah Resûlüne gelerek şöyle dedim: “Babam borçlarıyla öldü. Şimdi ise, bu borçları ödemek için hurmadan başka malım yok. Bahçeden gelecek hurma ile de, ancak yıllar sonra borcu kapatabilirim. Ne olur, alacaklıların beni zor durumda bırakmaması için, sen de yanımda gel.”
Allah Resûlü, toplanan hurma yığınlarından birinin çevresinde yürüdü ve dua etti. Sonra diğer yığının etrafını dolaştı, dua etti ve bir yere oturduktan sonra, hurmaları alacaklılara dağıtmalarını emretti. Hurmalar alacaklılara dağıtılmasına rağmen, dağıtılan miktar kadar da geride kalmıştı. 65 Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: Annem, beni Allah Resûlüne götür müş ve:
“Küçük hizmetkârınız efendim, ona hayır duada bulunun.” diye takdim ve teslim etmişti. Efendimiz de: 63 Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/490 (16049) 64 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/104 65 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/116 Hayatu's-Sahabe 428
“Allah’ım ona çok mal ve evlat ver; onun ömrünü uzun kıl. Günahlarını da mağfiret eyle.” diye dua etti. Hakikaten ben, kendi neslimden doksan sekiz (Bir rivayette yüz iki, diğer birinde ise yüz yirmi beş olarak geçer.) kişiyi defnettim. Senede iki kere mahsul aldım. Hayattan usanıncaya kadar da yaşadım. Şimdi ise, onun duasının dördüncü kısmını; yani günahlarımın affını ümit ediyorum.66

33. YAĞDA VE SÜTTE GÖRÜLEN BEREKET

YAĞDA VE SÜTTE GÖRÜLEN BEREKET
Hamza b. Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlünün yanından ayrılmayan Suffe ashâbının akşam yemeklerini, bazı sahabiler üstlenmişti. Bir akşam birinde, diğer akşam da diğer bir sahabinin evinde yemek yiyorlardı. Sıra, benim evimdeydi. Resûlü Ekrem’in ashâbına yemeklerini hazırladım. Ancak, o sırada yağ tulumunun ağzını bağlamamıştım. Yemeği yağın bulunduğu kabın yanına getirdim. Biraz hareket ettirince yağ dökülüverdi, dolayısıyla yemek de biraz dökülmüş oldu. Kendi kendime dedim ki:
“Eyvah! Allah Resûlünün yemeğini elimle döktüm.” Buna çok üzüldüm. Efendimiz: “Onu bana getir!” buyurdu. “Getiremem yâ Resûlallah.” dedim. Arkama bir baktım ki, ne göreyim! Yağ kabından ‘şıp, şıp, şıp’ diye damlama sesi geliyor. Kendi kendime dedim ki:
“Fazla canını sıkma, fazlası dökülmüştür, diye kabul et.” Yağ kabına bakmak için kabın yanına geldiğimde gördüm ki; kap yarısından fazlasına kadar dolu. Alıp hemen Allah Resûlüne geldim ve durumu ona haber verdim. Efendimiz şöyle buyurdu:
“Eğer o kabı kendi hâline terk etseydin, kap ağzına kadar dolardı ve sonra da kabın ağzı bağlanırdı.” Bir diğer rivayette ise, “Eğer onu kendi hâline bıraksaydın, vadi dolusu yağ akardı!” buyurmuştur.67

34. UMULMADIK ŞEKİLDE GELEN RIZIKLAR


34. UMULMADIK ŞEKİLDE GELEN RIZIKLAR
İbn Mesud’un Müslüman Olmadan Önce Yaşadığı Mucizevî Olay İbn Mesud (radıyallahu anh) anlatıyor: Ukbe b. Ebî Muayt’ın koyunlarına çobanlık yapıyordum. Bir gün, yanıma Allah Resûlü ve Ebû Bekir geldi. Allah Resûlü: “Delikanlı, süt var mı?” diye sordu.
“Var, ama veremem; çünkü bana emanettir.” dedim. “Pekâlâ, koyunlar içinde kısır olan hiç yok mu?” dedi. “Var.” dedim ve ona bir kısır koyun getirdim. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), koyunun memelerini sıvazladı; sütünü sağdı; kaptaki sütten kendisi içti; Ebû Bekir’e verdi, o da içti. Sonra, koyunun memesine:
“Eski hâline gel.” dedi ve meme toplandı; süt tekrar kesildi. Ben, daha sonra onun yanına gittim ve: “Bana da Kur’ân öğret.” dedim. Başımı okşadı ve: “Delikanlı, Allah seni bağışlasın. Sen zaten pek çok bilgiye sahipsin, onu da bir gün mutlaka öğreneceksin.” buyurdu.68
Allah Resûlüne, Hz. Ebû Bekir’e ve Bazı Kimselere Gelen Rızık Hz. Ebû Bekir anlatıyor: Allah Resûlü ile beraber Mekke’den çıkmış, yolda ilerlerken, bir Arap oymağına rastlamıştık. Efendimiz, tenha bir yerde tek başına duran bir ev gördü; o yöne doğru teveccüh etti. Evde, bir kadından başka hiç kimse yoktu. Kadın, bizi görünce,
“Ey Allah’ın kulu! Ben burada yalnız yaşıyorum, başka kimsem yok. Eğer benden ikram isterseniz, kabilenin büyüğüne gidin.” dedi. Allah Resûlü, kadına cevap vermedi. Vakit akşama yakındı. O sırada kadının oğlu, güttüğü üç-beş tane keçiyle geldi. Oğluna şöyle seslendi kadın: “Oğlum, şu keçiyi ve bir de şu bıçağı dışarda68 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/102. Hayatu's-Sahabe 430
ki iki adama götür ve onlara benim şu sözümü naklet: Bunu kesin, yiyin, bize de ayırın.” Çocuk, gelip bunları anlatınca Efendimiz: “Bu bıçağı götür, bana bir kap getir.” dedi. Çocuk: “Akşam oldu, hem bu keçide süt yok ki!” dedi. Allah Resûlü,
“Sen benim dediğimi yap.” dedi. Bunun üzerine çocuk, bir kap getirdi. Allah Resûlü keçinin memesini sıvazladı, kap doluncaya kadar süt sağdı o keçiden. Sonra da çocuğa,
“Bunu al annene götür.” buyurdu. Annesi, sütü doyuncaya kadar içti. Çocuk dönünce Allah Resûlü: “Bunu al, diğerini getir.” dedi. Onu da önceki gibi sağdı. Ebû Bekir’e içirdi. Başka bir keçiyi sağdı, onun sütünü de kendisi içti. Hz. Ebû Bekir der ki: Gecemizi orada geçirdikten sonra yolumuza devam ettik. Kadın, Efendimize ‘Mübarek’ adını vermişti. Zamanla, kadının davarları çoğalmıştı. O kadar ki, bir defasında Medine’ye satmak için getirmişlerdi. Oğlu annesine (Ebû Bekir’i kastederek): “Anne bak, mübarek adamın yanındaki adam bu adamdı.” diye seslendi. Annesi, bana dönerek: “Ey Allah’ın kulu, senin yanındaki adam kimdi?” diye sordu. Ben:
“Onun kim olduğunu sen bilmiyor musun?” dedim. “Hayır, bilmiyorum.” dedi. “O peygamberdi.” dedim. Kadın bunu duyunca: “Öyleyse, hemen beni ona götür.” dedi. Kadını, Allah Resûlünün huzuruna götürdüm. Efendimiz kadına yemek ikram etti, çeşitli hediyeler verdi. Kadın da, Efendimize peynir ve bedevîlere mahsus bazı eşyalar takdim etti. Bunun üzerine, Efendimiz kadını giydirip kuşandırdı ve bazı şeyler daha hediye etti. Kadın, orada Müslüman oldu.69
Sahabenin Büyük Bir Deniz Ürünüyle Rızıklanması Câbir b. Abdullah (radıyallahu anh) anlatır: Bir gün, Resûlü Ekrem’e açlıktan dolayı yakındık. O bize: “Yakında Allah size bol bol rızık verecek.” buyurmuştu. Çok zaman geçmeden, Allah Resûlü bizi 69 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 16/944 (46287)
Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 431 Ebû Ubeyde (radıyallahu anh) komutasında, Kureyş’e ait bir kafileyi takip etmek üzere gönderdi. Yanımıza, yiyecek olarak sadece bir miktar hurma verdi; çünkü, verecek başka bir yiyecek bulamamıştı. Ebû Ubeyde, bize, günde bir hurma dağıtıyordu. “Bir hurma ile nasıl idare ediyorsunuz?” diye soranlara Câbir şunları anlatmıştı:
“Bebeklerin emzik emmesi gibi hurmayı ağzımızda emiyor, üzerine de su içiyorduk. Akşama kadar onunla idare ediyorduk. Sopalarla ağaç yapraklarını döküyor, sonra da ıslatarak yiyorduk.” Nihayet sahile ulaştığımızda, karşımıza kocaman kum yığını gibi bir şey çıktı. Yaklaştığımızda, bunun ‘anber’ denilen bir balık türü olduğunu öğrendik. Ebû Ubeyde, önce balığın murdar olduğunu söylediyse de sonra:
“Biz Allah Resûlünün elçileriyiz ve Allah yolundayız. Zorda kaldığınız için yiyiniz.” dedi. Üç yüz kişiydik, orada tam bir ay kaldık. Epeyce kilo aldık. Balığın gözünden çıkan yağları küplere dolduruyorduk. Balıktan, neredeyse öküz kadar büyük parçalar koparıyorduk. Ebû Ubeyde, bir gün on beş arkadaşıyla balığın bir gözüne oturmuştu. Hatta, bir kılçığını dikip altından deveyle geçmişti. Döneceğimiz zaman, kalan etinden pişirip yanımıza aldık. Medine’ye gelip de olayı Allah Resûlüne anlattığımızda: “O balık Allah’ın size lütfettiği bir rızıktır. Etinden kaldıysa bize de verin, yiyelim.” buyurdu. Biz de, kendilerine ayırdığımızı arz ettik ve yediler.70

35. SAHABEYE UYKUDAYKEN SU İÇİRİLMESİ


35. SAHABEYE UYKUDAYKEN SU İÇİRİLMESİ
Abdullah b. Selâm (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Osman’ın, isyancılar tarafından kuşatıldığı zaman, hatırını sormaya gitmiştim. Yanına vardığımda,
“Hoş geldin kardeşim.” dedi ve bana şunları anlattı: 70 İbn Kesîr, el-Bidâye 4/276 Hayatu's-Sahabe 432 “Bu gece, Allah Resûlünü şu kapıda gördüm. Bana: ‘Seni kuşattılar mı?’ dedi. Ben de ‘Evet’ dedim. ‘Seni susuz mu bıraktılar yâ Osman?’ dedi. Ben
‘Evet’ deyince, bana hemen bir kova su uzattı. Ben, o kovadaki sudan kana kana içtim. Hatta şimdi bile, onun elinin serinliğini göğsümde ve sırtımda hissediyorum. Bana dedi ki: ‘Dilersen, onlara karşı Allah’ın yardımına mazhar olursun. Yahut da iftarı bizim yanımızda açarsın, hangisini tercih edersen.” Ben, onun yanında iftar etmeyi tercih ettim. Aynı gün, Hz. Osman şehit edildi.71

36. SAHABE VE İNFAK ETMENİN BEREKETİ


36. SAHABE VE İNFAK ETMENİN BEREKETİ
Abdurrahman b. Yezid b. Cabir anlatır: Ebû Ümame’nin azat ettiği cariyesi bana şu hadiseyi anlattı: “Ebû Ümâme, tasaddukta bulunmayı çok severdi ve sadaka vermek için mal biriktirirdi. Hiçbir dilenciyi boş çevirmez; bir soğan, bir hurma gibi yenilen şeylerden neyi varsa verirdi. Bir gün dilenci geldi, ama yanında yiyecek bir şey yoktu. Sadece üç dinarı vardı. Dilenciye, bir dinar verdi. Sonra bir dilenci daha geldi, ona da bir dinar verdi. Üçüncü bir dilenci geldi, ona da geri kalan tek dinarı verdi. Cariyesi der ki: Kızdım ve dedim ki: “Bize bir şey bırakmadın!” Ebû Ümame, kaylule uykusu için başını yastığa koydu. Öğle ezanının okunmasıyla, onu uyandırdım. Abdest alıp mescide gitti. Ebû Ümame, o gün oruçluydu. Ona acıdım ve orucunu açması için ödünç bir şeyler bularak, bir iftar yemeği hazırladım. Evde bir lamba yaktım. Yatağını hazırlamak üzere içeri girdiğimde bir baktım ki, altınlar var! Saydım, tam üç yüz dinar. Kendi kendime: “Bu adam sadakayı çok verdiğine göre tedbirini de almış olmalı.” dedim. 71 İbn Kesîr, el-Bidâye 7/182 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 433 Ebû Ümame, yatsı namazını kıldıktan sonra eve döndüğünde, sofrayı ve yanan lambayı görünce tebessüm ederek: “Bu kadarına da şükür.” dedi. Ebû Ümame iftarını yiyinceye kadar onun yanında ayakta bekledim. Yemeğini bitirdikten sonra: “Allah seni bağışlasın! Evin ihtiyacı olan parayı, bana haber vermeden yatağının üstünde açıkta bırakmışsın! Onları sakladım.” dedim. Ebû Ümame, “Ne parasından bahsediyorsun sen, ben para bırakmadım ki bir yere!” dedi. Yatağı kaldırıp paraları gösterdiğimde çok sevindi ve hayret etti. Zaten, bu olaydan sonra zünnarımı kesip attım ve Müslüman oldum. İbn Câbir (radıyallahu anh) der ki: “Ebû Ümame’nin azat ettiği bu cariyesinin; Humus’taki mescitte kadınlara Kur’ân, sünnet ve İslâmi hükümleri öğrettiğine ve kadınların dini iyi anlamalarına katkıda bulunduğuna bizzat şahit oldum.”7

37. ALLAH RESÛLÜNÜN DUASININ BEREKETİYLE GELEN BOLLUK


37. ALLAH RESÛLÜNÜN DUASININ BEREKETİYLE GELEN BOLLUK
Urvetü’l-Bârikî (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlü, bir seyyar satıcı ile karşılaştı. Ona bir dinar verdi ve o parayla bir koyun satın almasını istedi. Seyyar satıcı çarşıya gitti ve o bir dinara iki koyun satın aldı. Yolda bir müşteriye rastgeldi. Müşteriye, koyunun birini bir dinara sattı. Efendimizin yanına bir koyun ve bir dinarla geldi. Bu olay karşısında Resûlü Ekrem: “Allah senin alışverişlerinde bereket ihsan etsin.” diye dua etti. Rivayet edilir ki; bu adam, Efendimizin bu duasının bereketiyle, toprak bile alıp satsa, yine kâr ederdi.73 Ebû Ukayl (radıyallahu anh) anlatıyor: Dedem Abdullah b. Hişam (radıyallahu anh) beni çarşıya götürürdü, yiyecekler alırdı. Orada, onu İbnü’z-Zübeyr ve İbn Ömer karşılar ve derlerdi ki: “Alış72 Ebû Nuaym, Hilye 10/129 73 İbn Hacer, el-İsâbe 2/476 Hayatu's-Sahabe 434 verişlerine ve ticaretine bizi de ortak et. Çünkü, Fahr-i Kâinat Efendimiz senin alışverişlerinin bereketli olması için özel dua etmişti.” derlerdi. Dedem de, onların isteğini yerine getirirdi. Çoğu kez, bir deve yükü kazanç elde eder ve bunu da alıp evine gönderirdi.74

38. EFENDİMİZ’İN DUASIYLA HASTALARIN ŞİFA BULMASI


38. EFENDİMİZ’İN DUASIYLA HASTALARIN ŞİFA BULMASI
Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: Hastaydım, ağzımdan tam şu sözler dökülürken, Allah Resûlü yanıma çıkageldi:
“Allah’ım! Eğer ecelim yakınsa, bir an önce beni katına al. Şayet ecelim daha sonra gelecekse, benden bu hastalığı gider. Eğer bu bir imtihan ise, bana sabırlar ihsan eyle.” Efendimiz: “Sen nasıl söyledin?” dedi. Ben de, bir daha tekrarladım söylediklerimi. Bana ayağıyla hafifçe dokundu ve: “Allah’ım, ona şifa ver.” diye dua etti. O zamandan beri, ağrıdan şikâyet etmedim.75

39. SAHABEYE ZEHİRİN İLÂHÎ BİR İHSAN OLARAK TESİR ETMEMESİ


39. SAHABEYE ZEHİRİN İLÂHÎ BİR İHSAN OLARAK TESİR ETMEMESİ
Hâlid b. Velîd’e Tesir Etmeyen Zehir Muhammed b. Ebi’s-Sefer anlatıyor: Hîre’nin reislerinden İbi Bukayla’nın (Amr b. Abdülmesih) bir hizmetçisi vardı. Bu hizmetçinin kuşağını düğümlediği yerde, sürekli bir kese bulunurdu. Halid, bu sırada orada misafir olarak bulunuyordu. Bir defasında Hâlid b. Velid (radıyallahu anh) keseyi aldı, içindekileri avucuna döktü ve:
“Amr, bu nedir böyle?” diye sordu. Amr, “Allah’ın emanetine yemin ederim ki, bu insanı anında zehirleyecek çok etkili bir zehirdir.” dedi. Hâlid, “Niçin saklıyorsun onu?” diye sorunca, 74 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/166 75 Tirmizî, Sünen 5/560 (3564)
Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 435 ağzındaki baklayı çıkardı ve: “Bize karşı tavrınızı değiştirmenizden endişe duymuştum, böyle bir durumda kendi canıma kıyacak ve intihar edecektim. Kavmime ve kasaba halkımın başına kötü bir bela getirmektense ölmeyi tercih ederim.” dedi. Hâlid b. Velid:
“Hiçbir canlı eceli gelmedikçe ölmez. Adı, adların en güzeli, yerlerin ve göklerin Rabbi, Rahmân, Rahîm Allah’ın adıyla. O’nun adıyla hiçbir hastalık zarar veremez.” diyerek elindeki zehirleri ağzına götürdü. Orada bulunanlar, buna engel olmak için üzerine doğru gittilerse de, o daha önce davranıp zehiri yuttu. Zehirin Hâlid’e dokunmadığını gören Amr: “Ey Arap cemaati! Allah’a yemin ederim ki, aranızda Allah Resûlünün sahabilerinden bir tek kişi olduğu sürece, sizler bütün arzularınızı elde edeceksiniz.” dedikten sonra Hîre halkına dönerek şöyle seslendi: “Bugünkü gibi ayan beyan istikbal vadeden bir olaya şahit olmadım.

40. EFENDİMİZ’İN DUASININ BEREKETİYLE SICAK VE SOĞUĞUN ETKİ ETMEMESİ

40. EFENDİMİZ’İN DUASININ BEREKETİYLE SICAK VE SOĞUĞUN ETKİ ETMEMESİCâbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Bilâl-i Habeşi bana şunları anlattı: “Soğuk bir gecenin sonunda, sabah ezanını okudum. Mescide gelen olmadı. Biraz sonra, bir ezan daha okudum. Yine gelen yoktu. İkinci ezanı okuduktan sonra Allah Resûlü: ‘Cemaat neden gelmiyor acaba ey Bilâl?’ diye sordu. Ben de: ‘Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah; Müslümanlar soğuktan dolayı evlerinden çıkamıyorlar herhalde.’ dedim. Efendimiz:
‘Allah’ım, Müslümanlara soğuğu tesirsiz hale getir.’ diye dua buyurdu. O günün kuşluk vaktinde, Müslümanların, yelpaze ile serinlemeye çalıştıklarını şimdiki gibi hatırlıyorum.”77

41. EFENDİMİZİN DUASININ BEREKETİYLE AÇLIĞIN HİSSEDİLMEMESİ


41. EFENDİMİZİN DUASININ BEREKETİYLE AÇLIĞIN HİSSEDİLMEMESİ
İmran b. Husayn (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlünün yanında otururken, kızı Fâtıma geldi ve O’nun tam karşısına oturdu. Efendimiz,
“Yaklaş yanıma Fâtıma!” buyurdu. Fâtıma biraz yaklaştı. Daha fazla yaklaşmasını istedi. Biraz daha yaklaştı Fâtıma. Daha yakınına gelmesini istedi. Nihayet Fâtıma, Efendimizin tam önüne geldi. Fâtıma’nın yüzü sapsarı ve kansız görünüyordu. Allah Resûlü, parmaklarının arasını açtı ve avucunu Fâtıma’nın iki kürek kemiği arasına koydu. Başını kaldırarak şöyle dua etti:
“Ey açları doyuran, ihtiyaçları gideren ve düşkünleri ayağa kaldıran Allah’ım! Muhammed’in kızı Fâtıma’ya açlık verme!” Bu duanın akabinde, Fâtıma’nın yüzündeki solgunluğun kaybolduğunu ve benzine kan geldiğini bizzat müşahede ettim. Daha sonra, Fâtıma’ya bu olayı sorduğumda bana şöyle dedi: “Bak İmran! Ondan sonra hiç açlık hissi duymadım.”78

42. ALLAH RESÛLÜNÜN DUASININ BEREKETİYLE İHTİYARLIK ALÂMETLERİNİN AZALMASI


42. ALLAH RESÛLÜNÜN DUASININ BEREKETİYLE İHTİYARLIK ALÂMETLERİNİN AZALMASI
Ebû Zeyd el-Ensâri der ki: “Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bana, yanına yaklaşmamı söyledi. Vardığımda, eliyle başımı sıvazladı ve: ‘Allah’ım, bunu güzelleştir ve güzelliğini devam ettir.’ diye dua etti.”
Ebû Zeyd el-Ensârî’nin, yüz küsur yaşını geride bıraktığı halde, sakalında birkaç tel dışında beyaz saç yoktu. O, daima mütebessim bir insandı. Ruhunu teslim edeceği ana kadar da, onun yüzünü ekşittiğini gören olmamıştır.79 78 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 9/328 (15205) 79 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/166; İbn Hacer, el-İsâbe 4/78.
Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 437 Konuyla İlgili Diğer Bir Rivayet Hayyan b. Umeyr naklediyor: Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Katâde b. Milhân’ın (radıyallahu anh) yüzünü sıvazlamıştı. Katade’nin, yaşlanmasına ve bedeninin diğer bütün kısımları pörsümesine rağmen yüzü değişmemişti. Hayyân der ki: “Katade vefat ederken yanında bulunuyordum. Yüzü ayna gibi parıl parıldı.”80

43. ALLAH RESÛLÜNÜN ÖĞRETTİĞİ DUA VESİLESİYLE TUTSAK BİR SAHABİNİN KURTULMASI


43. ALLAH RESÛLÜNÜN ÖĞRETTİĞİ DUA VESİLESİYLE TUTSAK BİR SAHABİNİN KURTULMASI
Âdem b. Ebi İyas Muhammed b. İshak’tan naklen anlatıyor: Mâlik el-Eşcaî, Efendimize gelerek oğlu Avf ’ın, düşmana esir düştüğünü haber verdi. Efendimiz de ona:
“Oğluna haber gönder: Resûlullah ‘Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah duasını çokça yapmanı emrediyor.’ de!” buyurdu.
Bir başka rivayette de, Efendimiz, Avf ’ın babasına sabırlı olmasını ve Allah’ın mutlaka bir çıkış yolu göstereceğini söylemiştir. Avf ’a haber gönderildi ve Allah Resûlünün tavsiye ettiği dua iletildi. Efendimizin haberini alan Avf, yüzükoyun yere kapandı ve
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” demeye başladı. Onu iyice bağlamışlardı. Üzerindeki bağlar, kendiliğinden yere düştü. Hemen dışarıya çıktı ve kendisini esir edenlere ait bir deve gördü. Deveye bindi ve oradan hızla uzaklaştı. Yolda, esir eden kimselerin deve sürüsüne rastladı. Sürüye seslendi, develer de onun arkasından geldiler. Avf ’ın, geldiğini bildirmek için seslenmesi, anne ve babası için sürpriz oldu. Babası çıktı ve:
“Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki, bu bizim Avf!” dedi. Annesi de: “Benim canım, benim ciğerim!” diyerek oğlunu karşıladı, bağrına bastı. Avf ’ın tek sıkıntısı, vücudundaki bağların yaptığı izler ve bıraktığı acılardı. Babası ve evin hizmetçisi kapıya koştular. Bir de ne görsünler! 80 İbn Hacer, el-İsâbe 3/225. Hayatu's-Sahabe 438 Avf,
evin avlusunu develerle doldurmuş! Babasına, durumunu ve develerin nasıl geldiğini anlattı. O da, hem Avf hem de develer hakkında Efendimize gelip bilgi verdi. Efendimiz şöyle buyurdu:
“O develeri nasıl istersen kullanabilirsin, tıpkı kendi develerin gibi.” O sırada şu âyet nazil oldu: “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah, ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah’a dayanıp güvenene Allah kâfidir.” (Talâk, 65/3) 81

44. ALLAH RESÛLÜNÜN EMRİNİ DİNLEMEYENLERİN BAŞINA GELEN ÜZÜCÜ OLAYLAR


44. ALLAH RESÛLÜNÜN EMRİNİ DİNLEMEYENLERİN BAŞINA GELEN ÜZÜCÜ OLAYLAR
Abbâs b. Sehl b. Sa’d es-Sâidî (radıyallahu anh) anlatıyor: Efendimiz Hicr’e (Helak edilen Semud kavminin yaşadığı yer) gelip konakladığında, Müslümanlar, oradaki kuyudan su almak istediler. Müslümanlar, kuyunun yanından tam ayrılacaklardı ki, Allah Resûlü:
“Sakın o kuyunun suyundan içmeyesiniz. Namaz için abdest dahi almayınız o sudan. Eğer yoğurduğunuz hamur varsa, onu develere yedirin, o hamurun ekmeğinden de yemeyin. Bu gece, yanınızda arkadaşınız olmadan, dışarıya zinhar çıkmayın.” buyurdu.
Bütün sahabiler, Allah Resûlünün bu emrine itaat etti; ancak, iki kişi müstesna. Benî Sâide’ye mensup bu iki şahıstan biri, ihtiyaç gidermeye çıkmıştı. Diğeri de, devesini aramak üzere oradan ayrılmıştı. İhtiyaç için çıkan kişi, cinlerin saldırısına maruz kalmıştı. Devesini aramak için giden kişi ise, şiddetli fırtına tarafından sürüklenerek Tay dağlarına atılmıştı. Allah Resûlüne durum haber verildiğinde, Allah Resûlü şöyle buyurdu:
“Ben size arkadaşsız dışarıya çıkmayın, dememiş miy81 İbn Kesîr, Tefsîr 4/380; Taberî, Tefsîr 28/98. Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 439 dim?” Cin çarpan şahsa dua etti. Adam, Allah’ın izniyle şifa buldu ve iyileşti. Diğer şahıs ise, Allah Resûlünün kafilesine ancak Tebük’te yetişebildi.8

45. CİNLERİN ŞEHİT EDİLEN SAHABİLERE AĞLAMASI


45. CİNLERİN ŞEHİT EDİLEN SAHABİLERE AĞLAMASI
Süleyman b. Yesar (radıyallahu anh) anlatır: Cinler, Hz. Ömer’- in şehit edilişine şöyle ağıt yaktılar:
“Selam sana ey Müminlerin Emîri! Parçalan mak üzere olan bu ülkeye, Allah bütünlük ihsan etsin! Sen, çok büyük gelişmeleri başlattın. Semeresini de göremeden ruhunu teslim ettin. İs ter koşsunlar isterse deve kuşuna binsinler; dün gerçekleştirdiğin işlere muvaffak olmak isteyenler, bugün bunu zor başarırlar. Medine’de havanın kapkaranlık oluşu, ağaçların gövdeleriyle sallanması, acaba oradaki şehidin yasına iştirak ettikleri için mi?”83

46. VEFAT EDEN BAZI SAHABİLERİN RÜYADA GÖRÜLMESİ


46. VEFAT EDEN BAZI SAHABİLERİN RÜYADA GÖRÜLMESİ
İbn Ömer’in, Babasını, Vefatından Sonra Rüyasında Görmesi İbn Ömer anlatıyor: Benim için, babam Hz. Ömer’in ahiretteki durumunu öğrenmekten daha sevindirici bir şey olamaz. Rüyamda bir köşk gördüm. Bu köşkün kime ait olduğunu sordum.
“Bu köşk, Ömer b. Hattab’ındır.” dediler. Hz. Ömer köşkten çıktı. Hz. Ömer’in sanki yıkanmış da yeni giyinmiş gibi bir hâli vardı. “Durumun nasıldır?” diye sordum.
“İyi, eğer Rabbimin af ve mağfiretiyle karşılaşmasaydım işim bitikti.” dedi. Bana,
“Sizden ayrılalı kaç yıl oldu?” diye sordu. “On iki sene oldu.” dedim.
“Henüz hesaptan kurtulabildim.” dedi.84 82 İbn Kesîr, el-Bidâye 5/11 83 İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ 3/374 84 Ebû Nuaym, Hilye 1/54. Hayatu's-Sahabe 440 Abdullah b. Selam’ın, Selmân’ı, Vefatından Sonra Rüyasında Görmesi Abdullah b. Selam anlatıyor: Selmân’a demiştim ki:
“Bak kardeşim, hangimiz daha önce vefat ederse sağ kalanımız öleni rüyasında görmek için gayret etsin. Böyle bir şey mümkün mü?”
“Evet, müminin ruhu hürdür. Yeryüzünde nereye isterse gidebilir; ama kâfirinki hapistedir.” dedi. Zaman geçti. Selmân, Hakk’ın rahmetine vâsıl oldu. Ben, bir gün öğle vakti, sedirin üzerinde kaylule uykusuna yatmıştım. Uykuya dalınca, rüya görmeye başladım. Selmân geldi yanıma. Bana, “Esselamü aleyke ve rahmetullahi ve berekatüh” diyerek selam verdi. Ben de, “Ve aleykesselam ve rahmetullah ey Ebû Abdullah! Yerini nasıl buldun, memnun musun?” dedim. “Yerim iyi, sakın tevekkülü elden bırakma. Ne güzelmiş tevekkül etmek! Tevekkülü sakın terk etme! Ne güzelmiş tevekkül, bir bilsen! Tevekkülün, insanı hayrete sevk edecek kadar faziletli bir amel olduğunu gördüm.” dedi

1. ZORLUKLARA GÖĞÜS GERMELERİ


1. ZORLUKLARA GÖĞÜS GERMELERİ
Abdurrahman b. Avf (radıyallahu anh) anlatıyor: İslâmiyet, zor ve çetin şartlar altında geldi. Bizler, güzeller güzeli İslâm’a binbir sıkıntı içinde sahip çıktık. Allah Resûlü ile, Mekke’den çıkıp hicret ettik. Terakkimiz ve muvaffak olmamız, hicretle başladı. Yine, Allah Resûlü ile beraber Bedir Harbi’ne çıktık. O zamanki cemaatimizin durumu, âyette şöyle beyan edilmişti: “(…) Müminlerden bir kısmı savaşmak istemiyordu. Gerçek apaçık meydana çıktıktan sonra bile, onlar bu hususta seninle münakaşa ediyorlardı; sanki gözleri göre göre ölüme sevk ediliyorlardı. Allah iki topluluktan birine sizi galip kılacağını vadettiğinde, siz silahsız olan topluluğun (kervanın) sizin olmasını arzu ediyordunuz.” (Enfal, 8/ 5-7) Silahsız kervandan kasıt, Kureyş kervanıdır. Cenab-ı Hak, Hayatu's-Sahabe 442 bize bu savaşta muvaffakiyet lütfetti ve bütün hayırlara, güçlükler içinde kıvranarak ulaştık.

2. SAHABENİN, İLÂHİ BUYRUKLARA KAYITSIZ ŞARTSIZ İTAAT ETMESİ

2. SAHABENİN, İLÂHİ BUYRUKLARA KAYITSIZ ŞARTSIZ İTAAT ETMESİ
Utbe b. Abd es-Sülemî anlatıyor: Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâbına “Kalkın, haydi savaşın.” dediği zaman onlar:
“Evet yâ Resûlallah. Biz, İsrailoğullarının ‘Sen ve Rabbin gidin, savaşın; bizler burada oturuyoruz!’ dediği gibi demeyeceğiz. Fakat biz:
‘Sen ve Rabbin savaşın ey Muhammed, biz de bu savaşta sizinle birlikteyiz.’ diyeceğiz.” Bir rivayette ise, Sa’d b. Ubade Allah Resûlüne:
“Allah’a kasem ederim ki, eğer sen bize kandan irinden deryalara dalmamızı emretsen, tereddüt etmeden dalarız! Eğer Berku’l-Ğamad’a kadar gitmemizi istersen, yine gözümüzü kırpmadan atlarımızı oraya süreriz.” dedi.

3. SAHABENİN ALLAH’A OLAN TEVEKKÜLÜ VE BU KONUDA BÂTIL YOLDA OLANLARI TEKZİP ETMESİ


3. SAHABENİN ALLAH’A OLAN TEVEKKÜLÜ VE BU KONUDA BÂTIL YOLDA OLANLARI TEKZİP ETMESİ
Abdullah b. Avf b. el-Ahmer anlatıyor: Müsâfir adında bir zat; Hz. Ali, Enbar’dan hareket ederek Nehrevanlılara karşı sefere çıkmak üzereyken:
“Ey Müminlerin Emîri, sakın bu saatte yola çıkma. Akşam güneş battıktan üç saat sonra yola çık.” dedi. Hz. Ali, bunun sebebini sorduğunda, Müsâfir şu cevabı verdi:
“Eğer bu saatte yola çıkarsan, çok büyük felakete uğrarsınız. Ama, benim dediğim saatte çıkarsanız muzaffer olursunuz ve hedefinize ulaşırsınız.” Hz. Ali:
“Efendimizin medyumu yoktu. Onda sonra gelen bizlerin de medyumu olmayacak. Sen, şu atımın kar1 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 7/99 (11022) Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 443 nında ne olduğunu biliyor musun?” dedi. Müsâfir:
“Tahmin edebilirim.” dedi. Hz. Ali: “Tahmin ederek bilirim, diyorsun. Senin bu sözüne inanan Kur’ân’ı tekzip etmiş olur. Çünkü, Allah şöyle buyurdu:
‘Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi Allah’ın katındadır. Yağmuru ne zaman indireceğini de ondan başkası bilemez. Ana rahimlerindeki bebeklerin mahiyetini de ancak Allah bilir.’ (Lokman, 31/ 34)
Resûlü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), senin gibi gaybı bildiğini iddia etmezdi. Yani sen, şimdi sefere çıkanın, belaya uğrayacağı zamanı bildiğini mi ima etmek istiyorsun?” dedi. Müsâfir, “Evet.” dedi. Bunun üzerine, Hz. Ali:
“Senin bu sözüne inanan kimsenin, kötülükleri savuşturma konusunda Allah’a herhangi bir ihtiyacı kalmamış olur. Senin sözüne uyan biri, Allah’a şirk içindedir. Çünkü sen, insanın ne zaman felakete maruz kalacağını bildiğini iddia ediyorsun. Allah’ım! Hayır da sendendir, şer de senden. Senden başka ilâh yoktur. Bak müsâfir, sen yalancının tekisin; sana uymayacağız; senin dediğinin tam tersini yapacağız. Şimdi de, bizim gitmemizi istemediğin saatte yola çıkıyoruz!..” dedi.2

4. SAHABENİN, GERÇEK ŞEREFİ, ALLAH’IN DİNİNE MENSUP OLMADA ARAMASI


4. SAHABENİN, GERÇEK ŞEREFİ, ALLAH’IN DİNİNE MENSUP OLMADA ARAMASI Târık b. Şihâb anlatıyor: Hz. Ömer (radıyallahu anh), Şam’a gitmişti. Onun yanında, Ebû Ubeyde b. Cerrah (radıyallahu anh) da bulunuyordu. Bataklık ve sulak bir yere gelince, Hz. Ömer devesinden indi, ayağındaki pabuçları çıkardı ve omzuna aldı. Devesinin yularını çekerek suya girdi. Ebû Ubeyde:
“Ey Müminlerin Emîri! Ne yapıyorsun sen, bu davranış sana yakışır mı? Ayakkabılarını çıkarıp omzuna atıyor ve devenin yularını çekerek bataklığa dalı2 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 10/494 (29439) Hayatu's-Sahabe 444 yorsun! Şam eşrafının seni bu vaziyette görmesi hiç şık olmaz!” dedi. Hz. Ömer:
“Vah vah, eğer bu lafı senden başka biri söyleseydi; onu, ümmet-i Muhammed’e ibret olsun diye cezalandırırdım! Bizler, zillet içinde bir kavimdik. Allah, İslâmiyet’le bize şeref bahşetti. Eğer biz Allah’ın şeref bahşettiği İslâm’ın dışındaki birtakım basit şeylerden şeref umarsak, Allah bize verdiği şerefi geri alır ve tekrar bizi zelil kılar!”3 Diye karşılık verdi

5. GÜÇLÜ OLDUKLARI DEVİRDE FARKLI DİN MENSUPLARINA ADALETLİ YAKLAŞIMLARI


5. GÜÇLÜ OLDUKLARI DEVİRDE FARKLI DİN MENSUPLARINA ADALETLİ YAKLAŞIMLARI
Abdullah b. Hanzale (radıyallahu anh) anlatıyor: Ordu içinde, bizler Selmân-ı Fârisî (radıyallahu anh) ile birlikteydik. İçimizden biri, Meryem Sûresi’ni okuyunca, oradaki bir Musevi, Hz. Meryem’e ve Hz. İsa’ya hakaret etti. Biz de Musevi’yi, ağzı yüzü kan içinde kalıncaya kadar dövdük. Musevi, bizi hemen Selmân’a şikâyet etti. Bir Musevi, daha önce hiç böyle şikâyette bulunmuş değildi. Zulme maruz kalan kişi, doğruca gelip Selmân’a müracaat ederdi. Selmân bize geldi:
“Bu adamı niçin dövdünüz?” dedi. Biz de: “Meryem Sûresi- ’ni okuyorduk; bu adam da Meryem’e ve Meryem’in oğluna küfür etti.” dedik. Selmân: “Peki, sizler niçin bu âyetleri okuyup onlara dinlettiriyorsunuz ki? Allah’ın şu kavl-i celilini duymadınız mı: Onların, Allah’tan başka yalvardıkları tanrılarına hakaret etmeyin ki, onlar da cahillik ederek hadlerini aşıp Allah’a hakaret etmesinler!” (En’âm, 6/ 108) dedi ve ekledi: “Ey Araplar! Sizler, dinî bakımdan insanların en kötü durumda olanları değil miydiniz? Kötülüklerin en çok işlendiği yer, sizin memleketiniz değil miydi? İnsanlar içinde, en çirkin hayatı yaşayan sizler değil miydiniz? İşte; böyle fena bir durumda iken, 3 Münzirî, et-Tergîb 3/351 (4393) Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 445 Allah, size İslâm ile şeref ve izzet bahşetmedi mi? Bütün bunlardan sonra, şimdi, İslâm adına insanları ezmek mi istiyorsunuz? Vallahi, ya bu duruşunuzdan vazgeçersiniz ya da Allah, size verdiklerini sizin elinizden geri alır ve sizden başkalarına verir!” Daha sonra, Selmân (radıyallahu anh) bize ders vermeye başladı: “Nafile namazlarınızı akşam ile yatsı arasında kılın, öylece hem zikirlerinizi hem de evradınızı daha rahat okursunuz. Üstelik, gecenin önünü de boş geçirmemiş olursunuz. Zira gecenin evvelini boş geçiren, gecenin sonunu da berbat eder.”4

6. SAHABE-İ KİRÂMIN, GÖRDÜKLERİ VAHİM HADİSELERDEN İBRET ALMASI


6. SAHABE-İ KİRÂMIN, GÖRDÜKLERİ VAHİM HADİSELERDEN İBRET ALMASI Cübeyr b. Nüfeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: Kıbrıs’ın fethinde alınan esirler, Müslüman askerler arasında taksim edildiğinde esirlerden bazıları ağlıyorlardı. Baktım; Ebû’d-Derdâ bir kenara tek başına çömelmiş, ağlıyor!
“Ey Ebû’d-Derdâ, Allah’ın İslâm’ı ve Müslümanları aziz ve galip kıldığı böyle bir günde seni ağlatan nedir?” dedim. Bana şöyle dedi:
“Çok tuhafsın Cübeyr! Baksana Allah’ın emirlerine boyun etmeyenler nasıl da zillete dûçâr oluyor? Bir zamanlar bu insanlar da güçlü, kuvvetli ve saltanat sahibi idi; ancak, şimdi gördüğün gibi, Allah’ın buyruklarını ihmal ettikleri için esarete mahkûm oldular. Köleliğe mahkûm olan bir millet ise, Allah’ın inayetinden ve yardımından mahrum kalır.”5

7. SAHABİLERİN İHLASLI OLMALARI VE AHİRETİ KAZANMA PEŞİNDE

7. SAHABİLERİN İHLASLI OLMALARI VE AHİRETİ KAZANMA PEŞİNDE KOŞMALARI 
Ebû Abdete’l-Anberi (radıyallahu anh) anlatıyor: Müslümanlar Medâin şehrini fethedip de ganimetleri toplayınca, bir adam elin4 Ebû Nuaym, Hilye 1/201. 5 Ebû Nuaym, Hilye 1/216. Hayatu's-Sahabe 446 de bir misk kutusu ile çıkageldi ve kutuyu ganimet toplamakla görevli şahsa teslim etti. Görevlinin yanındakiler:
 “Böylesini hiç görmedik. Bunun gibi veya buna benzer bir ganimet hiç gelmedi şimdiye kadar! Yoksa diğer miskleri kendine ayırıp aldın mı?” dediler. Adam şöyle dedi:
 “Vallahi, eğer bende Allah’a iman olmasaydı, bunu size getirip teslim etmezdim!” Bunu duyunca, adamın önemli biri olduğunu sezdiler ve: “Sen de kimsin?” diye sordular adama. Adam, 
“Hayır, kim olduğumu söylemem. Eğer söylersem, belki beni methedersiniz. Bunu başkaları da duyarsa, beni gözlerinde aşırı büyütebilirler. Ama ben Allah’a hamd ederim ve onun vereceği sevaba razıyım.” dedi. Adamın peşine birini taktılar ve onu takip ettirdiler. Onun arkadaşlarına ulaştılar ve hakkında soru sordular. Neticede bu zatın, ‘Âmir b. Abdi Kays’ olduğunu öğrendiler.6

8. SAHABENİN, KUR’ÂN OKUYARAK VE DUAYA DEVAM EDEREK ALLAH’TAN YARDIM DİLEMESİ


8. SAHABENİN, KUR’ÂN OKUYARAK VE DUAYA DEVAM EDEREK ALLAH’TAN YARDIM DİLEMESİ
Zeyd b. Eslem (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Ömer, Mısır’ın fethi gecikince Amr b. el-As’a (radıyallahu anh) şu mektubu yazdı:
“Mısır’ı fethetme konusunda, ağır davranmanıza ve şimdiye kadar fethedememenize hayret ediyorum. Yıllardır, orada mücahede ediyorsunuz. Bunun tek sebebi, ruhlarınızı dünya muhabbetinin kaplaması olmalıdır. Allah, bir cemaate niyetlerindeki samimiyete bakarak yardım eder. Sana dört adam gönderdim. Bunların her birinin, bin asker kuvvetinde olduğunu bilmeni isterim. Tabii, onlar da oraya gidince değişmezlerse!.. Bu mektubum sana ulaştırıldığı zaman, askerlerini topla ve onlara hitap et. Onları sabır ve ihlasla düşmana karşı mücahedeye teşvik et. Gönderdiğim dört komutanı askerlerin önüne geçir 6 İbnu’l-Cevzî, Sıfatu’s-Safve 3/211
Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 447 ve orduna, tek vücut hâlinde düşmana hücum etmelerini emret. Zaman olarak da, cuma günü, güneşin tam ortada olduğu vakti kolla. Çünkü o vakitler, Allah’ın rahmetinin indiği ve duaların kabul edildiği anlardır. Askerlerin Allah’a yalvarsınlar ve düşmanlarına karşı Allah’tan yardım dilesinler.” Bu mektup Amr’a ulaşınca, Amr askerlerini topladı ve gelen dört kişiyi de çağırıp, onları askerlerin önüne geçirdi. Herkesin abdest alarak iki rekât namaz kılmasını ve Allah’a yönelerek ondan yardım istemesini söyledi. Neticede Allah, Müslümanlara zaferi ihsan etti.7

9. SAHABİLERİN HAYIRDA YARIŞ ETMELERİ


9. SAHABİLERİN HAYIRDA YARIŞ ETMELERİ
Şakîk (radıyallahu anh) anlatıyor: “Günün erken saatlerinde, savaşa girişmiştik.
Öğle namazı vakti gelince, geriye döndük. Müezzinimiz yara almıştı. Pek çok Müslüman, bir an evvel ezan okumak için harekete geçti.
Kimin ezan okuyacağı konusunda anlaşma sağlanamayınca, neredeyse kılıçlarına davranacaklardı. Sonunda Sa’d, kura çekti de; kurada çıkan kişi ezanı okudu.”8

10. SAHABİLERİN, GÖSTERİŞE VE DÜNYA ZİYNETİNE ÖNEM VERMEMELERİ


10. SAHABİLERİN, GÖSTERİŞE VE DÜNYA ZİYNETİNE ÖNEM VERMEMELERİMüslümanlar, Numan b. Mukarrin’in komutasında Isfahan’ın fethine gittiklerinde, Müslümanlarla Isfahan arasında bir nehir kalmıştı. Müslümanlar, karşı tarafa elçi olarak Muğire b. Şu’be’yi gönderdiler. Olayı, Os man en-Nehdî şöyle anlatıyor:
“Muğire, Farsların bulunduğu yere giderken, nehir üzerindeki köprüyü geçince onu alıkoydular ve onun ilerlemesine izin vermediler. Girişi için, Rüstem’den müsaade istediler. Farslar, Müs7 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/894 (14220) 8 Taberî, Târîh 2/425 Hayatu's-Sahabe 448 lümanlara karşı debdebeli görünmek için yeni ve kıymetli elbiseler giydiler. Başlarında taçlar ve üzerlerinde de altınla sırmalanmış elbiseler vardı. Saraya gelen misafirler için, bir ok atımı mesafe kadar upuzun halı döşemişlerdi. Muğîre, saçlarını dört örgü hâlinde ayırmış olarak geldi ve Rüstem’in yanındaki minderin üzerine oturdu. Görevliler, hemen Rüstem’in üzerine atıldılar ve hatta onu tartakladılar. Muğire, hiç sükûnetini bozmadı ve şöyle söze girdi:
‘Sizin efsanelerinizi duyardık. Sizden daha aptal bir toplum yoktur zannediyorum. Biz Araplar, sizin gibi birbirimizi köle ve kul şeklinde görmeyiz. Yine ben sizin, bizler gibi insanlara yardımcı olduğunuzu ve onlara adaletle muamele ettiğinizi zannederdim. Birbirinizin rabbi olduğunuzu söyleseydiniz, bu gördüklerimden daha iyi olurdu. Bu tutumunuz hiç doğru değil ve biz, asla sizin gibi yapmayız. Aslında ben, size kendiliğimden gelmedim; siz beni çağırdınız.
Bugün şunu anladım ki, akibetiniz gerçekten iyi görünmüyor. Bu akıllarla ve bu gidişle bu saltanat devam edemez.’ Bunu duyan muhafızlar: ‘Vallahi, bu Arap doğru söylüyor.’ dediler. Bunu fark eden komutanlar: ‘Vallahi adam öyle konuştu ki, memurlarımız dahi ona meyletti. Atalarımızı Allah kahretsin! Bu Arapları küçümsemekle, ne kadar ahmakça bir iş yapmışlar!’ dediler.”9

11. SAHABENİN, DÜŞMANLARIN ÇOKLUĞUNA VE KUVVETİNE ÇOK EHEMMİYET VERMEMESİ

11. SAHABENİN, DÜŞMANLARIN ÇOKLUĞUNA VE KUVVETİNE ÇOK EHEMMİYET VERMEMESİAbdullah b. Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh), Amr b. el-As’a (radıyallahu anh) mektup yazmış ve mektupta şöyle demişti:
“Allah’ın selamı üzerine olsun. Mektubunu aldım. Mektubunda, Rumların çok sayıda asker topladığını yazıyorsun. Bizler, Allah Resûlü ile beraber savaşırken, Allah, bizim kuvvetimize ve çokluğumuza bakarak yardım etmedi. Bir defasında, sadece iki 9 Hâkim, Müstedrek 3/332 (5279) Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 449 atımız vardı. Develere de, nöbetleşe biniliyordu. Uhud’da ise, yalnızca bir atımız vardı. Ona da, Efendimiz biniyor ve düşmana karşı bize manevi destek oluyordu. Amr! Şunu iyi bilesin ki, Allah’a en çok itaatkâr olan kimse, günahlardan en çok tiksinti ve ürperti duyan kimsedir. Öyleyse, Allah’a itaat et ve askerlerine de itaat etmelerini emret.”10

12. SAHABE DÜŞMANLARININ SAHABE HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ


12. SAHABE DÜŞMANLARININ SAHABE HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ
Ebu’z-Zehra el-Kuşeyrî anlatıyor: Hirakliyus, Kostantiniyye’- ye doğru sefere çıkmıştı. Hirakliyus, Müslümanların esaretinden kaçıp gelen bir Rum’a: “Bana Müslümanlar hakkında bilgi ver.” dedi.
Adam: “Sana, onları gözlerinle görmüş gibi anlatacağım.
Onlar, gündüzleri at sırtında mücahede ile meşguldürler, geceleri de ibadet ederler.
Yol üzerinde yedikleri şeylerin ücretini verirler. Bir yere girince, muhakkak selam verirler. Düşmanlarını alt edinceye kadar sebat ederler.”
Herakliyus: “Bu sözlerin doğru ise; onlar, ileride şu bastığım yerleri dahi ele geçirirler.” dedi.11 Çin Kralının, Sahabe Hakkında Söyledikleri İran hükümdarı Yezdücerd, Çin kralına yardım istemek için mektup yazdı.
Çin kralı gelen elçiye şöyle dedi: “Kralların düşmanlara karşı birbirlerine yardım etmeleri gerektiği kanaatindeyim. Ancak, sizi yurdunuzdan çıkarmak isteyen şu kavimden bahset bana. Onların az, sizin ise çok olduğunu söyledin.
Bana göre az bir kuvvete sahip olan o insanların, sizin gibi güçlü ve sayıca çok olan bir orduyu yenmeleri; onların hayırlı, sizin de kötü bir yolda olduğunuzun göstergesidir.” 10 Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat 8/164 (8284) 11 İbn Kesîr, el-Bidâye 7/15 Hayatu's-Sahabe 450 Elçi, “İstediğini sorabilirsin.” deyince, Çin hükümdarı: “Onlar, verdikleri sözleri yerine getirirler mi?” diye sordu.
Elçi, “Evet.” dedi. Çin hükümdarı, “Savaşa başlamadan evvel size neyi önerirler?” diye sordu. Elçi: “Bizden üç şıktan birini seçmemizi isterler:
Ya onların dinlerine girmemiz gerekir. Bu takdirde onların sahip olduğu bütün haklara sahip olacağımızı söylüyorlar.
Ya da, bizi düşmanlara karşı korumaları mukabilinde, bizim cizye vermemizi isterler. Bunu da kabul etmezsek savaşırlar.” Hükümdar: “Komutanlarına itaatleri nasıldır?” diye sordu. Bu soruya Fars elçisi: “Bir cemaat, mürşidine nasıl itaat ederse öyle itaat ederler.” dedi. Hükümdar, “Neleri haram, neleri helal sayıyorlar?” diye sordu.
Elçi, “Anlattım neleri haram, neleri helal saydıklarını.” dedi. Kral: “Kendilerine haram kılınanları helal, helal kılınanları da haram sayarlar mı?” diye sordu. Elçi: “Hayır.” dedi. Çin kralı bu cevap üzerine:
“Bu millet haramı helal, helalı da haram yapmadıkça asla mağlup edilemez.” dedi. (…) En sonunda Çin hükümdarı, şöyle bir mektup yazdı ve elçiye verdi:
“Sana bir ucu Çin’de, diğeri de Merv’de olan bir ordu ile destek gönderebilirim; bunu yapmam gerektiğine inanıyorum. Fakat, elçinizin bana anlattığı bu millet, dağları yerinden sökmek istediğinde, bunu yapabilecek güce sahiptir. Onlar bu hallerini koruyabilirlerse, emir verildiğinde beni dahi yerimden edebilirler. O halde, onları razı et ve anlaş onlarla. Sana dokunmadıkları sürece sen de onlara ilişme.”12