14. SAHABENİN GAİPTEN SESLER DUYMASI
İbn Abbas Vefat Ettiğinde Duyulan Ses Said b. Cübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: İbn Abbas (radıyallahu anh), Taif’te vefat etmişti. Cenazesinde, bizzat bulundum. Daha önce hiç görmediğimiz türden bir kuş geldi ve naaşın içine girdi. Baktık, uzun süre çıkacak mı diye bekledik. Ama, çıktığı hiç görülmedi. Cenaze defnedildiğinde ise, kabrin ağzından şu âyetlerin okunduğu işitildi; ancak, kimin okuduğu anlaşılamadı: “Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime! (Fecr, 89/ 27-30) 27
SAHABENİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAHABENİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Eylül 2022 Perşembe
18. SAHABENİN, KABİR EHLİNİN SESİNİ İŞİTMESİ
18. SAHABENİN, KABİR EHLİNİN SESİNİ İŞİTMESİ
Yahya b. Eyyûb anlatıyor: Duyduğuma göre, Hz. Ömer zamanında sürekli mescide devam eden dindar bir genç vardı. Hz. Ömer, onun bu hâlini çok severdi. Gencin yaşlı bir de babası vardı. Genç, yatsı namazını kılar kılmaz, babasının yanına dönerdi. Eve dönüş yolu üzerinde de bir kadın vardı. Kadın, gence tutulmuş ve gönlünü ona kaptırmıştı. Sürekli gencin yoluna dikilirdi. Bir gece, genç yine evine dönerken onu baştan çıkarmaya çalıştı. Genç de, kadının peşine takıldı. Tam kadının evinin kapısına geldiği ve içeriye adımını atacağı sırada Allah’ı hatırladı ve dilinden şu âyet dökülmeye başladı: “Allah’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir hayal ilişince, hemen düşünüp kendilerini toparlar, basiretlerine tam sahip olurlar.” (A’râf, 7/ 201) Delikanlı, bu âyeti okuya okuya yere yığıldı. Kadın, yardım etmesi için bir cariyesini çağırdı ve onu, evinin kapısına kadar götürdüler. Oraya oturttular ve babasına haber vermek için kapıyı çaldılar. Baba, oğlunu o vaziyette görünce komşularını çağırdı; yardım ettiler ve eve aldılar. Uzun süre geçtikten sonra, genç kendine geldi. Babası, “Oğlum neyin var, ne oldu sana?” dedi. Genç: “Bir şeyim yok baba.” dedi. Babası, ısrar edince anlattı başına gelenleri. Babası, “Hangi âyeti okumuştun?” dedi. Genç, yukarıda zikri geçen âyeti okudu; ama yine kendinden geçti. Baktılar ki, bu kez vefat etmiş. Yıkadılar ve geceleyin götürüp kabristana defnettiler. Sabah olduğunda, olay Hz. Ömer’e intikal etmişti. Hazret Ömer, gencin babasına geldi ve taziyelerini bildirdikten sonra, 36 Ebû Nuaym, Hilye 1/224 Hayatu's-Sahabe 414 “Bana neden haber vermediniz?” diye sordu. Dediler ki, “Ey Müminlerin Emîri! Vakit geceydi, sizi rahatsız etmek istemedik.” Hz. Ömer, “Bizi onun kabrine götürün.” dedi. Hz. Ömer, beraberindekilerle kabre vardı ve şöyle seslendi: “Ey filân, Rabbinin huzuruna çıkmaktan endişe duyan mümine iki cennet var.” (Rahmân, 55/46) dedi. Kabrin içindeki genç, ona cevap verdi: “Ey Ömer! Rabbim, bana senin bahsettiğin cenneti iki kere verdi.”37
2. SAHABENİN, İLÂHİ BUYRUKLARA KAYITSIZ ŞARTSIZ İTAAT ETMESİ
2. SAHABENİN, İLÂHİ BUYRUKLARA KAYITSIZ ŞARTSIZ İTAAT ETMESİ
Utbe b. Abd es-Sülemî anlatıyor: Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâbına “Kalkın, haydi savaşın.” dediği zaman onlar:
“Evet yâ Resûlallah. Biz, İsrailoğullarının ‘Sen ve Rabbin gidin, savaşın; bizler burada oturuyoruz!’ dediği gibi demeyeceğiz. Fakat biz:
‘Sen ve Rabbin savaşın ey Muhammed, biz de bu savaşta sizinle birlikteyiz.’ diyeceğiz.” Bir rivayette ise, Sa’d b. Ubade Allah Resûlüne:
“Allah’a kasem ederim ki, eğer sen bize kandan irinden deryalara dalmamızı emretsen, tereddüt etmeden dalarız! Eğer Berku’l-Ğamad’a kadar gitmemizi istersen, yine gözümüzü kırpmadan atlarımızı oraya süreriz.” dedi.
Utbe b. Abd es-Sülemî anlatıyor: Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâbına “Kalkın, haydi savaşın.” dediği zaman onlar:
“Evet yâ Resûlallah. Biz, İsrailoğullarının ‘Sen ve Rabbin gidin, savaşın; bizler burada oturuyoruz!’ dediği gibi demeyeceğiz. Fakat biz:
‘Sen ve Rabbin savaşın ey Muhammed, biz de bu savaşta sizinle birlikteyiz.’ diyeceğiz.” Bir rivayette ise, Sa’d b. Ubade Allah Resûlüne:
“Allah’a kasem ederim ki, eğer sen bize kandan irinden deryalara dalmamızı emretsen, tereddüt etmeden dalarız! Eğer Berku’l-Ğamad’a kadar gitmemizi istersen, yine gözümüzü kırpmadan atlarımızı oraya süreriz.” dedi.
3. SAHABENİN ALLAH’A OLAN TEVEKKÜLÜ VE BU KONUDA BÂTIL YOLDA OLANLARI TEKZİP ETMESİ
3. SAHABENİN ALLAH’A OLAN TEVEKKÜLÜ VE BU KONUDA BÂTIL YOLDA OLANLARI TEKZİP ETMESİ
Abdullah b. Avf b. el-Ahmer anlatıyor: Müsâfir adında bir zat; Hz. Ali, Enbar’dan hareket ederek Nehrevanlılara karşı sefere çıkmak üzereyken:
“Ey Müminlerin Emîri, sakın bu saatte yola çıkma. Akşam güneş battıktan üç saat sonra yola çık.” dedi. Hz. Ali, bunun sebebini sorduğunda, Müsâfir şu cevabı verdi:
“Eğer bu saatte yola çıkarsan, çok büyük felakete uğrarsınız. Ama, benim dediğim saatte çıkarsanız muzaffer olursunuz ve hedefinize ulaşırsınız.” Hz. Ali:
“Efendimizin medyumu yoktu. Onda sonra gelen bizlerin de medyumu olmayacak. Sen, şu atımın kar1 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 7/99 (11022) Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 443 nında ne olduğunu biliyor musun?” dedi. Müsâfir:
“Tahmin edebilirim.” dedi. Hz. Ali: “Tahmin ederek bilirim, diyorsun. Senin bu sözüne inanan Kur’ân’ı tekzip etmiş olur. Çünkü, Allah şöyle buyurdu:
‘Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi Allah’ın katındadır. Yağmuru ne zaman indireceğini de ondan başkası bilemez. Ana rahimlerindeki bebeklerin mahiyetini de ancak Allah bilir.’ (Lokman, 31/ 34)
Resûlü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), senin gibi gaybı bildiğini iddia etmezdi. Yani sen, şimdi sefere çıkanın, belaya uğrayacağı zamanı bildiğini mi ima etmek istiyorsun?” dedi. Müsâfir, “Evet.” dedi. Bunun üzerine, Hz. Ali:
“Senin bu sözüne inanan kimsenin, kötülükleri savuşturma konusunda Allah’a herhangi bir ihtiyacı kalmamış olur. Senin sözüne uyan biri, Allah’a şirk içindedir. Çünkü sen, insanın ne zaman felakete maruz kalacağını bildiğini iddia ediyorsun. Allah’ım! Hayır da sendendir, şer de senden. Senden başka ilâh yoktur. Bak müsâfir, sen yalancının tekisin; sana uymayacağız; senin dediğinin tam tersini yapacağız. Şimdi de, bizim gitmemizi istemediğin saatte yola çıkıyoruz!..” dedi.2
4. SAHABENİN, GERÇEK ŞEREFİ, ALLAH’IN DİNİNE MENSUP OLMADA ARAMASI
4. SAHABENİN, GERÇEK ŞEREFİ, ALLAH’IN DİNİNE MENSUP OLMADA ARAMASI Târık b. Şihâb anlatıyor: Hz. Ömer (radıyallahu anh), Şam’a gitmişti. Onun yanında, Ebû Ubeyde b. Cerrah (radıyallahu anh) da bulunuyordu. Bataklık ve sulak bir yere gelince, Hz. Ömer devesinden indi, ayağındaki pabuçları çıkardı ve omzuna aldı. Devesinin yularını çekerek suya girdi. Ebû Ubeyde:
“Ey Müminlerin Emîri! Ne yapıyorsun sen, bu davranış sana yakışır mı? Ayakkabılarını çıkarıp omzuna atıyor ve devenin yularını çekerek bataklığa dalı2 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 10/494 (29439) Hayatu's-Sahabe 444 yorsun! Şam eşrafının seni bu vaziyette görmesi hiç şık olmaz!” dedi. Hz. Ömer:
“Vah vah, eğer bu lafı senden başka biri söyleseydi; onu, ümmet-i Muhammed’e ibret olsun diye cezalandırırdım! Bizler, zillet içinde bir kavimdik. Allah, İslâmiyet’le bize şeref bahşetti. Eğer biz Allah’ın şeref bahşettiği İslâm’ın dışındaki birtakım basit şeylerden şeref umarsak, Allah bize verdiği şerefi geri alır ve tekrar bizi zelil kılar!”3 Diye karşılık verdi
8. SAHABENİN, KUR’ÂN OKUYARAK VE DUAYA DEVAM EDEREK ALLAH’TAN YARDIM DİLEMESİ
8. SAHABENİN, KUR’ÂN OKUYARAK VE DUAYA DEVAM EDEREK ALLAH’TAN YARDIM DİLEMESİ
Zeyd b. Eslem (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Ömer, Mısır’ın fethi gecikince Amr b. el-As’a (radıyallahu anh) şu mektubu yazdı:
“Mısır’ı fethetme konusunda, ağır davranmanıza ve şimdiye kadar fethedememenize hayret ediyorum. Yıllardır, orada mücahede ediyorsunuz. Bunun tek sebebi, ruhlarınızı dünya muhabbetinin kaplaması olmalıdır. Allah, bir cemaate niyetlerindeki samimiyete bakarak yardım eder. Sana dört adam gönderdim. Bunların her birinin, bin asker kuvvetinde olduğunu bilmeni isterim. Tabii, onlar da oraya gidince değişmezlerse!.. Bu mektubum sana ulaştırıldığı zaman, askerlerini topla ve onlara hitap et. Onları sabır ve ihlasla düşmana karşı mücahedeye teşvik et. Gönderdiğim dört komutanı askerlerin önüne geçir 6 İbnu’l-Cevzî, Sıfatu’s-Safve 3/211
Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 447 ve orduna, tek vücut hâlinde düşmana hücum etmelerini emret. Zaman olarak da, cuma günü, güneşin tam ortada olduğu vakti kolla. Çünkü o vakitler, Allah’ın rahmetinin indiği ve duaların kabul edildiği anlardır. Askerlerin Allah’a yalvarsınlar ve düşmanlarına karşı Allah’tan yardım dilesinler.” Bu mektup Amr’a ulaşınca, Amr askerlerini topladı ve gelen dört kişiyi de çağırıp, onları askerlerin önüne geçirdi. Herkesin abdest alarak iki rekât namaz kılmasını ve Allah’a yönelerek ondan yardım istemesini söyledi. Neticede Allah, Müslümanlara zaferi ihsan etti.7
11. SAHABENİN, DÜŞMANLARIN ÇOKLUĞUNA VE KUVVETİNE ÇOK EHEMMİYET VERMEMESİ
11. SAHABENİN, DÜŞMANLARIN ÇOKLUĞUNA VE KUVVETİNE ÇOK EHEMMİYET VERMEMESİAbdullah b. Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh), Amr b. el-As’a (radıyallahu anh) mektup yazmış ve mektupta şöyle demişti:
“Allah’ın selamı üzerine olsun. Mektubunu aldım. Mektubunda, Rumların çok sayıda asker topladığını yazıyorsun. Bizler, Allah Resûlü ile beraber savaşırken, Allah, bizim kuvvetimize ve çokluğumuza bakarak yardım etmedi. Bir defasında, sadece iki 9 Hâkim, Müstedrek 3/332 (5279) Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 449 atımız vardı. Develere de, nöbetleşe biniliyordu. Uhud’da ise, yalnızca bir atımız vardı. Ona da, Efendimiz biniyor ve düşmana karşı bize manevi destek oluyordu. Amr! Şunu iyi bilesin ki, Allah’a en çok itaatkâr olan kimse, günahlardan en çok tiksinti ve ürperti duyan kimsedir. Öyleyse, Allah’a itaat et ve askerlerine de itaat etmelerini emret.”10
“Allah’ın selamı üzerine olsun. Mektubunu aldım. Mektubunda, Rumların çok sayıda asker topladığını yazıyorsun. Bizler, Allah Resûlü ile beraber savaşırken, Allah, bizim kuvvetimize ve çokluğumuza bakarak yardım etmedi. Bir defasında, sadece iki 9 Hâkim, Müstedrek 3/332 (5279) Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 449 atımız vardı. Develere de, nöbetleşe biniliyordu. Uhud’da ise, yalnızca bir atımız vardı. Ona da, Efendimiz biniyor ve düşmana karşı bize manevi destek oluyordu. Amr! Şunu iyi bilesin ki, Allah’a en çok itaatkâr olan kimse, günahlardan en çok tiksinti ve ürperti duyan kimsedir. Öyleyse, Allah’a itaat et ve askerlerine de itaat etmelerini emret.”10
Kaydol:
Yorumlar (Atom)