pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜS SAHABE 2.CİLT: NEHİRLERİN

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

NEHİRLERİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NEHİRLERİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2022 Perşembe

24. DENİZ VE NEHİRLERİN, ALLAH’IN İZNİYLE SAHABEYE HİZMET

24. DENİZ VE NEHİRLERİN, ALLAH’IN İZNİYLE SAHABEYE HİZMET ETTİRİLMESİ
 Kays b. Haccac (radıyallahu anh) naklediyor: Amr b. Âs’ın (radıyallahu anh) komutasındaki Müslümanların Mısır’ı fethinden sonra, Kıptilerin hesabına göre haziran ayında, yerli halk komutan Amr b. Âs’ın huzuruna gelerek şöyle dedi: “Ey komutan! Bizim Nil nehri ile ilgili bir âdetimiz vardır. Eğer onu yerine getirmezsek taşmaz.” Amr b. Âs, âdetlerinin ne olduğunu sorunca şöyle dediler: “Bu ayın 12. günü, biz, anne ve babasının rızasıyla bekâr bir kızı alır, güzelce giydirir, ona kokular sürer, sonra da onu nehre atarız.” Amr b. Âs onlara: “Bakın, bu İslâm’da olmayan bir âdettir. İslâmiyet, kendinden önceki âdetleri ortadan kaldırmıştır.” dedi. Mısır halkı; haziran, temmuz ve ağustos aylarında bekledi. Ancak, Nil nehrinde hiç değişiklik olmadı. Bunun üzerine, göç etmeyi düşündüler. Amr b. Âs, bu olay üzerine Hz. Ömer’e durumu bildiren bir mektup yazdı. Hz. Ömer, cevabî mektubunda ona şunları yazdı: “İslâmiyet’in kendisinden önceki âdetleri kaldırdığını söylemekle, doğru karar vermişsin. Ben, sana bir de pusula gönderdim. Mektubum sana ulaştığında, pusulayı denize at.” 46 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/143 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 419 Hz. Ömer’in mektubu Amr’a ulaşınca, Amr pusulayı açtı ve pusulanın içinde şunların yazılı olduğunu gördü: “Allah’ın kulu ve Müminlerin Emîri Ömer’den Mısır halkının nehri Nil’e; Bak Nil, eğer kendiliğinden taşıyorsan taşma. Şayet kudreti sonsuz Allah, seni taşırıyorsa, ben O’ndan seni taşırmasını niyaz ediyorum.” Amr, onların ibadet gününden bir gün önce pusulayı nehre attı. O sırada halk, bir yandan Mısır’ı terk etmeye hazırlanıyordu. Çünkü halk, Nil nehri taşmazsa ondan yarar göremiyordu. Onların ibadet günü gelince, Allah Nil nehrini metrelerce yükseltti ve taşırdı. Böylece, onların bu âdeti de ortadan kaldırılmış oldu.47 Alâ b. el-Hadramî’nin Denizi Geçmesi Ebû Hureyre anlatıyor: Allah Resûlü Alâ b. Hadramî’yi Bahreyn’e gönderdiği zaman, ben de Alâ b. Hadramî’yle birlikteydim. O vakit, onda birbirinden ilginç üç keramete şahit olmuştum: Denizin kıyısına ulaştığımızda, “Yâ Aliy, Yâ Azim, Yâ Halim, Yâ Kerim” diyerek dua etti ve “Bismillah deyin ve yürüyün.” dedi. Bismillah dedik ve yürüdük. Karşı kıyıya geçinceye kadar, develerimizin topukları bile ıslanmamıştı. Dönüş yolunda ise, çölün içinden geçiyorduk. Suyumuz iyice tükenmişti. Durumu kendisine arz ettik. Kalkıp hemen iki rekât namaz kıldı ve sonra da dua etti. Birden, gökyüzünde kalkan suretinde bir bulut göründü ve bardaktan boşanır gibi yağmur yağdı. Susuzluğumuzu giderdiğimiz gibi, yanımıza kâfi miktarda su da aldık. Onda müşahede ettiğim üçüncü keramet ise şu oldu: Vefat etmesinden sonra, onu bir kumsala defnetmiştik. Ayrılıp biraz ilerledikten sonra, “Şimdi yırtıcı hayvanlar gelip cesedini 47 İbn Kesîr, Tefsîr 3/464 Hayatu's-Sahabe 420 parçalamasınlar.” diyerek geri döndük. Fakat, onu gömdüğümüz kabrinde bulamadık.48 Medâin’in Fethi Sırasında, Dicle Nehrinin Geçilmesi Ebû Bekir b. Hafs b. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Selmân-ı Fârisî, Sa’d ile beraber nehrin karşı kıyısına geçiyordu. Atlar yüzerek onları karşı yakaya geçirirken Sa’d şöyle diyordu: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Eğer ordu içinde bir başkaldırı olmaz ve iyilikler günahlara galebe çalarsa, Allah, mutlaka kendi dostlarına yardım eder. Dinini mutlak surette hâkim kılar, düşmanlarını da hezimete uğratır.” Selmân ise Sa’d’a şöyle karşılık veriyordu: “İslâm ter ü taze bir dindir. Müslümanlara karalar musahhar olduğu gibi denizler de musahhardır. Selmân’ı yaşatan Allah’a yemin ederim ki, Müslümanlar, Dicle’ye girdikleri gibi zayiat vermeden çıkacaklardır.” Bu konuşmalardan sonra suya girdiler. Nehir öyle hırçın idi ki, suların kabarıklığından, nehrin karşı kıyısı görünmez oluyordu. Sudan geçerken, karadakinden daha çok olayla karşılaşmışlardı. Nehre dalan askerler -Sel mân’ın önceden dediği gibi- hiçbir kayıp vermeden karşıya geçtiler.49 A’meş (radıyallahu anh), bazı arkadaşlarından naklen anlatıyor: “Dicle nehrinin kıyısına vardığımızda, nehir çok azgındı ve nehrin debisi çoktu. İranlılar da, karşı tarafta idiler. Müslümanlardan biri, ‘Bismillah’ dedi ve atını ileriye sürdü. Suyun üzerinde kalıyor ve batmıyordu. Diğer Müslümanlar da, ‘Bismillah’ diyerek atlarıyla nehre daldılar. İranlılar, Müslümanların suya girip batmadıklarını görünce: ‘İfritler geliyor, devler geliyor!’ diye bağırarak gerisin geriye kaçtılar.”5