pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 HAYATÜS SAHABE 2.CİLT: VE

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

VE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
VE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2022 Perşembe

16. CİN VE ŞEYTANLARIN MÜMİNLERE BOYUN EĞMESİ

CİN VE ŞEYTANLARIN MÜMİNLERE BOYUN EĞMESİ
Efendimizin Şeytanı Yakalaması Ebû Hureyre, Allah Resûlünün şöyle buyurduğunu nakleder: Allah Resûlü buyurdu: “Dün akşam cinlerden bir ifrit, namaz kılmama engel olmak için önüme çıktı. Allah bana güç ve kuvvet verdi, onu yakaladım, derdest ettim. Hatta, onu mescidin direklerinden birine bağlamayı bile düşündüm ki, siz sabahleyin gelip onu göresiniz. Ama o anda kardeşim Süleyman’ın şu duasını hatırladım: “Yâ Rabbi.” dedi. “Affet beni ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir yetki lütfet. Çünkü Sen, lütufları son derece bol olan Vehhâb’sın!” (Sâd, 38/35) Bu nedenle onu aşağılanmış olarak kovdum.” Bir rivayette, şu ilave vardır: “Eğer Hz. Süleyman’ın duası olmasaydı, şeytan öylece bağlı kalırdı ve Medine’nin çocuklarına oyuncak olurdu.”31 29 İbn Kesîr, el-Bidâye 2/339 30 Ebû Nuaym, Delâil 1/299 31 İbn Hibbân, Sahîh 14/329 (6418) Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 411 Hz. Ömer’in Şeytanla Güreş Tutması ve Onu Yenmesi Ebû Vâil (radıyallahu anh) anlatıyor: Abdullah bana şunları anlattı: “Şeytan, sahabilerden biriyle karşılaştı ve onunla güreşe tutuştu. Müslüman, onu yere serdi ve yendi. Baş parmağıyla da boğazına bastırdı. “Beni bırakırsan, sana bütün şeytanların duyunca kaçtığı bir âyet öğretirim.” dedi ve sahabi de onu bıraktı. Ama şeytan o âyeti öğretmek istemedi. Sahabi, onu yine yere serdi. Aynı sözü veren şeytan yine sözünden caydı. Üçüncüsünde yine aynı durum tekrarlanınca, şeytan, bahsettiği âyetin Bakara Sûresi’ndeki Âyetü’l-Kürsi olduğunu söyledi. Abdullah’a denildi ki: “Ey Ebû Abdurrahman kimdi o adam?” Abdullah’ın cevabı şu oldu: “Hz. Ömer’den başka kim olabilir ki?”32 17. SAHABİLERİN, CEMÂDÂTIN (CANSIZ VARLIKLARIN) SESLERİNİ İŞİTMESİ

23. HAYVANLARIN ALLAH RESÛLÜNE VE ASHÂBA İTAATİ


23. HAYVANLARIN ALLAH RESÛLÜNE VE ASHÂBA İTAATİ
Hamza b. Ebî Üseyd (radıyallahu anh) anlatır: Allah Resûlü, Ensâr’- dan bir zatın cenazesine iştirak etmek için Bakî’ kabristanına gitmişti. Baktık ki, yolda ön ayakları üzerine kıvrılmış olarak yatan bir 41 İbn Ebî Şeybe, Musannef 7/372 (36790) 42 İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ 3/431 43 İbn Hacer, el-İsâbe 2/245 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 417 kurt! Allah Resûlü buyurdu: “Bu kurt, hakkını istemek için gelmiş, ona hakkını vermeniz gerekir.” “Yâ Resûlallah, onun hakkı nedir?” diye sorduklarında, “Onun hakkı, her yıl her sürüden bir koyundur.” buyurdu Allah Resûlü. “Bir kurt için çoktur yâ Resûlallah!” dediler. Bunun üzerine Efendimiz; kurda, eliyle hakkını kendisinin alması gerektiğini işaret etti; kurt da dönüp gitti.44 İbnü’l-Münkedir (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlü Ekrem Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) kölelikten azat ettiği Sefîne, Rum sınırında yolunu kaybetmişti. Endişeli ve korkulu bir vaziyette orduyu aramaya başladı. Karşısına bir aslan çıkıverdi. Aslana şöyle dedi: “Ey aslan, ben Allah Resûlünün azatlısıyım. Durumum bundan ibarettir.” Aslan hemen kuyruğunu ve başını salladı ve Sefine’ye doğru yaklaştı; onun yanında durdu. Ne zaman ses işitse, aslan sesin geldiği tarafa yöneliyor ve Sefine’yi korkutmamaya çalışıyordu. Ordunun yanına getirinceye kadar aslanın bu dikkatli davranışı devam etti. Ordunun yanına getirince, aslan arkasını dönüp gitti.45 Kurdun Çobanla Konuşması ve Efendimizin Geldiğini Haber Vermesi Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: Kurdun biri, koyuna saldırarak onu yakaladı. Çoban, koyununu kurdun elinden kurtarmak istedi ve çekip aldı. Kurt, ön ayakları üzerine dikilerek çobana şöyle dedi: “Allah’ın bana gönderdiği rızkı elimden çekip almakla Allah’tan korkmuyor musun?” Çoban: “Çok tuhaf, bir kurt benimle bir insan gibi konuşuyor.” dedi. Kurt: “Ben sana daha ilginç bir şey söyleyeyim mi? Muhammed, Medine’de, gelmiş ve geçmişten haberler veriyor.” dedi. Çoban, koyunlarını önüne kattığı gibi Medine’nin yolunu tuttu. Sürüyü bir yere bıraktıktan sonra, Allah 44 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/146 45 İbn Kesîr, el-Bidâye 7/147 Hayatu's-Sahabe 418 Resûlünün huzuruna gelerek başına gelen olayı anlattı. O sırada, Allah Resûlünün emri üzerine namaz için insanlara çağrı yapıldı. Daha sonra, Efendimiz dışarı çıktı ve çobandan, başına gelenleri cemaate de anlatmasını istedi. Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Doğru söyledi bu adam. Allah’a yemin ederim ki; vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz. Hatta, ayakkabısının bağı ve mızrağının ucu da insanla konuşmadıkça kıyamet gerçekleşmez.”46

24. DENİZ VE NEHİRLERİN, ALLAH’IN İZNİYLE SAHABEYE HİZMET

24. DENİZ VE NEHİRLERİN, ALLAH’IN İZNİYLE SAHABEYE HİZMET ETTİRİLMESİ
 Kays b. Haccac (radıyallahu anh) naklediyor: Amr b. Âs’ın (radıyallahu anh) komutasındaki Müslümanların Mısır’ı fethinden sonra, Kıptilerin hesabına göre haziran ayında, yerli halk komutan Amr b. Âs’ın huzuruna gelerek şöyle dedi: “Ey komutan! Bizim Nil nehri ile ilgili bir âdetimiz vardır. Eğer onu yerine getirmezsek taşmaz.” Amr b. Âs, âdetlerinin ne olduğunu sorunca şöyle dediler: “Bu ayın 12. günü, biz, anne ve babasının rızasıyla bekâr bir kızı alır, güzelce giydirir, ona kokular sürer, sonra da onu nehre atarız.” Amr b. Âs onlara: “Bakın, bu İslâm’da olmayan bir âdettir. İslâmiyet, kendinden önceki âdetleri ortadan kaldırmıştır.” dedi. Mısır halkı; haziran, temmuz ve ağustos aylarında bekledi. Ancak, Nil nehrinde hiç değişiklik olmadı. Bunun üzerine, göç etmeyi düşündüler. Amr b. Âs, bu olay üzerine Hz. Ömer’e durumu bildiren bir mektup yazdı. Hz. Ömer, cevabî mektubunda ona şunları yazdı: “İslâmiyet’in kendisinden önceki âdetleri kaldırdığını söylemekle, doğru karar vermişsin. Ben, sana bir de pusula gönderdim. Mektubum sana ulaştığında, pusulayı denize at.” 46 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/143 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 419 Hz. Ömer’in mektubu Amr’a ulaşınca, Amr pusulayı açtı ve pusulanın içinde şunların yazılı olduğunu gördü: “Allah’ın kulu ve Müminlerin Emîri Ömer’den Mısır halkının nehri Nil’e; Bak Nil, eğer kendiliğinden taşıyorsan taşma. Şayet kudreti sonsuz Allah, seni taşırıyorsa, ben O’ndan seni taşırmasını niyaz ediyorum.” Amr, onların ibadet gününden bir gün önce pusulayı nehre attı. O sırada halk, bir yandan Mısır’ı terk etmeye hazırlanıyordu. Çünkü halk, Nil nehri taşmazsa ondan yarar göremiyordu. Onların ibadet günü gelince, Allah Nil nehrini metrelerce yükseltti ve taşırdı. Böylece, onların bu âdeti de ortadan kaldırılmış oldu.47 Alâ b. el-Hadramî’nin Denizi Geçmesi Ebû Hureyre anlatıyor: Allah Resûlü Alâ b. Hadramî’yi Bahreyn’e gönderdiği zaman, ben de Alâ b. Hadramî’yle birlikteydim. O vakit, onda birbirinden ilginç üç keramete şahit olmuştum: Denizin kıyısına ulaştığımızda, “Yâ Aliy, Yâ Azim, Yâ Halim, Yâ Kerim” diyerek dua etti ve “Bismillah deyin ve yürüyün.” dedi. Bismillah dedik ve yürüdük. Karşı kıyıya geçinceye kadar, develerimizin topukları bile ıslanmamıştı. Dönüş yolunda ise, çölün içinden geçiyorduk. Suyumuz iyice tükenmişti. Durumu kendisine arz ettik. Kalkıp hemen iki rekât namaz kıldı ve sonra da dua etti. Birden, gökyüzünde kalkan suretinde bir bulut göründü ve bardaktan boşanır gibi yağmur yağdı. Susuzluğumuzu giderdiğimiz gibi, yanımıza kâfi miktarda su da aldık. Onda müşahede ettiğim üçüncü keramet ise şu oldu: Vefat etmesinden sonra, onu bir kumsala defnetmiştik. Ayrılıp biraz ilerledikten sonra, “Şimdi yırtıcı hayvanlar gelip cesedini 47 İbn Kesîr, Tefsîr 3/464 Hayatu's-Sahabe 420 parçalamasınlar.” diyerek geri döndük. Fakat, onu gömdüğümüz kabrinde bulamadık.48 Medâin’in Fethi Sırasında, Dicle Nehrinin Geçilmesi Ebû Bekir b. Hafs b. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Selmân-ı Fârisî, Sa’d ile beraber nehrin karşı kıyısına geçiyordu. Atlar yüzerek onları karşı yakaya geçirirken Sa’d şöyle diyordu: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Eğer ordu içinde bir başkaldırı olmaz ve iyilikler günahlara galebe çalarsa, Allah, mutlaka kendi dostlarına yardım eder. Dinini mutlak surette hâkim kılar, düşmanlarını da hezimete uğratır.” Selmân ise Sa’d’a şöyle karşılık veriyordu: “İslâm ter ü taze bir dindir. Müslümanlara karalar musahhar olduğu gibi denizler de musahhardır. Selmân’ı yaşatan Allah’a yemin ederim ki, Müslümanlar, Dicle’ye girdikleri gibi zayiat vermeden çıkacaklardır.” Bu konuşmalardan sonra suya girdiler. Nehir öyle hırçın idi ki, suların kabarıklığından, nehrin karşı kıyısı görünmez oluyordu. Sudan geçerken, karadakinden daha çok olayla karşılaşmışlardı. Nehre dalan askerler -Sel mân’ın önceden dediği gibi- hiçbir kayıp vermeden karşıya geçtiler.49 A’meş (radıyallahu anh), bazı arkadaşlarından naklen anlatıyor: “Dicle nehrinin kıyısına vardığımızda, nehir çok azgındı ve nehrin debisi çoktu. İranlılar da, karşı tarafta idiler. Müslümanlardan biri, ‘Bismillah’ dedi ve atını ileriye sürdü. Suyun üzerinde kalıyor ve batmıyordu. Diğer Müslümanlar da, ‘Bismillah’ diyerek atlarıyla nehre daldılar. İranlılar, Müslümanların suya girip batmadıklarını görünce: ‘İfritler geliyor, devler geliyor!’ diye bağırarak gerisin geriye kaçtılar.”5

28. EFENDİMİZ VE SAHABE-İ GÜZÎNİNİN DUASI HÜRMETİNE YAĞMURUN YAĞMASI

28. EFENDİMİZ VE SAHABE-İ GÜZÎNİNİN DUASI HÜRMETİNE YAĞMURUN YAĞMASI Hz. Enes anlatıyor: Cuma günü Allah Resûlü minberde hutbe okurken, minbere yakın taraftan bir adam mescide girdi ve: “Yâ Resûlallah! Mallarımız mahvoldu. Toprak susuzluktan çatladı. Allah’a dua et de bize yağmur göndersin.” dedi. Resûlü Ekrem ellerini semaya kaldırdı ve: “Allah’ım, bize su ver! Allah’ım, bize su ver!” diye dua etti. Enes der ki: “Vallahi, o anda buluttan eser yoktu. Medine’deki Sel’ tepesiyle aramızda, yerleşim yeri ve ev de yoktu. O tepenin arkasından, kalkan şeklinde bir bulut çıktı. Bulunduğumuz yere gelince dağıldı ve yağmur yağdı. Vallahi, tam altı gün güneş görmedik. Ertesi cuma, Allah Resûlü yine hutbe verirken, aynı kapıdan bir adam içeri girdi ve: “Yâ Resûlallah, mallar telef oldu, yollar bozuldu! Allah’a dua et de yağmuru artık kessin.” dedi. Allah Resûlü, ellerini yine açtı; Mevlâ’ya şöyle dua etti: “Allah’ım, bize değil de; çevremizdeki yörelere yağdır. Dağlara ve tepelere yağdır.” 54 İbn Hacer, el-İsâbe 3/6. Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 423 Yağmur az sonra kesildi. Güneşin altında yürüyerek mescitten ayrıldık.55 Hucr b. Adiy’in Duası İbrahim b. el-Cüneyd (radıyallahu anh) anlatıyor: Hucr b. Adiy’- nin gusletmesi gerekmişti. Görevli memura: “Benim içeceğim suyu getir de, onunla gusül abdesti alayım. Yarınki içeceğimizi bu şekilde kullanmış oluruz.” dedi. Görevli: “Korkarım, susuz bir şekilde ölürsün bu gidişle. Muaviye de beni öldürür.” dedi. O sırada, Hucr b. Adiy Allah’a dua etti. Az sonra yağmur yağmaya başladı. Hucr b. Adiy, ihtiyacı kadar su aldı. Arkadaşları Hucr’a: “Allah’a dua et bizi içinde bulunduğumuz vaziyetten kurtarsın; bizi yanına alsın.” dediler. O da ellerini açtı ve: “Allah’ım! Bizim için hayırlısı neyse onu nasip et.” diye dua etti. Çok zaman geçmeden, Hucr ve arkadaşlarından bir grup şehit edildi.56 Gökten Bir Kovanın İnmesi Osman b. el-Kasım (radıyallahu anh) anlatıyor: Ümmü Eymen hicret ederken, Revha’ya varamadan Munsaraf isimli yerde akşam oldu. Susamıştı; ama yanında su yoktu. Aynı zamanda oruçluydu. Susuzluk, onu çok daraltmıştı. Tam o daraldığı esnada, gökten beyaz ipe bağlı bir kova su indi. Suyu aldı, kana kana içti. Ümmü Eymen der ki: “Bu hadiseden sonra, susuzluk çekmedim. Yazın en sıcak günlerinde bile oruç tuttum; ama o suyu içtikten sonra hiç susuzluktan yakınmadım.”57

32. HUBUBATTAKİ VE MEYVELERDEKİ BEREKET


32. HUBUBATTAKİ VE MEYVELERDEKİ BEREKET
Hurmaların Dua-yı Nebevî ile Bereketlenmesi Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlüne, yiyecek isteyen bir adam geldi. Efendimiz de, ona yarım deve yükü miktarında arpa verdi. Adamın kendisi, karısı ve bir de hizmetçisi o arpadan uzun süre yediler. En sonunda, “Acaba ne kadar kaldı?” diye ölçtüler. Efendimiz onlara şöyle dedi:
“Şayet ölçmeseydiniz, daha yerdiniz ve size, bu ömür boyu yeterdi.”64 Hz. Câbir’e Miras Kalan Hurmaların, Allah Resûlünün Duasının Bereketiyle Çoğalması Câbir anlatıyor: Babam, geride borç bırakarak vefat etmişti. Ben de, Allah Resûlüne gelerek şöyle dedim: “Babam borçlarıyla öldü. Şimdi ise, bu borçları ödemek için hurmadan başka malım yok. Bahçeden gelecek hurma ile de, ancak yıllar sonra borcu kapatabilirim. Ne olur, alacaklıların beni zor durumda bırakmaması için, sen de yanımda gel.”
Allah Resûlü, toplanan hurma yığınlarından birinin çevresinde yürüdü ve dua etti. Sonra diğer yığının etrafını dolaştı, dua etti ve bir yere oturduktan sonra, hurmaları alacaklılara dağıtmalarını emretti. Hurmalar alacaklılara dağıtılmasına rağmen, dağıtılan miktar kadar da geride kalmıştı. 65 Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: Annem, beni Allah Resûlüne götür müş ve:
“Küçük hizmetkârınız efendim, ona hayır duada bulunun.” diye takdim ve teslim etmişti. Efendimiz de: 63 Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/490 (16049) 64 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/104 65 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/116 Hayatu's-Sahabe 428
“Allah’ım ona çok mal ve evlat ver; onun ömrünü uzun kıl. Günahlarını da mağfiret eyle.” diye dua etti. Hakikaten ben, kendi neslimden doksan sekiz (Bir rivayette yüz iki, diğer birinde ise yüz yirmi beş olarak geçer.) kişiyi defnettim. Senede iki kere mahsul aldım. Hayattan usanıncaya kadar da yaşadım. Şimdi ise, onun duasının dördüncü kısmını; yani günahlarımın affını ümit ediyorum.66

33. YAĞDA VE SÜTTE GÖRÜLEN BEREKET

YAĞDA VE SÜTTE GÖRÜLEN BEREKET
Hamza b. Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlünün yanından ayrılmayan Suffe ashâbının akşam yemeklerini, bazı sahabiler üstlenmişti. Bir akşam birinde, diğer akşam da diğer bir sahabinin evinde yemek yiyorlardı. Sıra, benim evimdeydi. Resûlü Ekrem’in ashâbına yemeklerini hazırladım. Ancak, o sırada yağ tulumunun ağzını bağlamamıştım. Yemeği yağın bulunduğu kabın yanına getirdim. Biraz hareket ettirince yağ dökülüverdi, dolayısıyla yemek de biraz dökülmüş oldu. Kendi kendime dedim ki:
“Eyvah! Allah Resûlünün yemeğini elimle döktüm.” Buna çok üzüldüm. Efendimiz: “Onu bana getir!” buyurdu. “Getiremem yâ Resûlallah.” dedim. Arkama bir baktım ki, ne göreyim! Yağ kabından ‘şıp, şıp, şıp’ diye damlama sesi geliyor. Kendi kendime dedim ki:
“Fazla canını sıkma, fazlası dökülmüştür, diye kabul et.” Yağ kabına bakmak için kabın yanına geldiğimde gördüm ki; kap yarısından fazlasına kadar dolu. Alıp hemen Allah Resûlüne geldim ve durumu ona haber verdim. Efendimiz şöyle buyurdu:
“Eğer o kabı kendi hâline terk etseydin, kap ağzına kadar dolardı ve sonra da kabın ağzı bağlanırdı.” Bir diğer rivayette ise, “Eğer onu kendi hâline bıraksaydın, vadi dolusu yağ akardı!” buyurmuştur.67

36. SAHABE VE İNFAK ETMENİN BEREKETİ


36. SAHABE VE İNFAK ETMENİN BEREKETİ
Abdurrahman b. Yezid b. Cabir anlatır: Ebû Ümame’nin azat ettiği cariyesi bana şu hadiseyi anlattı: “Ebû Ümâme, tasaddukta bulunmayı çok severdi ve sadaka vermek için mal biriktirirdi. Hiçbir dilenciyi boş çevirmez; bir soğan, bir hurma gibi yenilen şeylerden neyi varsa verirdi. Bir gün dilenci geldi, ama yanında yiyecek bir şey yoktu. Sadece üç dinarı vardı. Dilenciye, bir dinar verdi. Sonra bir dilenci daha geldi, ona da bir dinar verdi. Üçüncü bir dilenci geldi, ona da geri kalan tek dinarı verdi. Cariyesi der ki: Kızdım ve dedim ki: “Bize bir şey bırakmadın!” Ebû Ümame, kaylule uykusu için başını yastığa koydu. Öğle ezanının okunmasıyla, onu uyandırdım. Abdest alıp mescide gitti. Ebû Ümame, o gün oruçluydu. Ona acıdım ve orucunu açması için ödünç bir şeyler bularak, bir iftar yemeği hazırladım. Evde bir lamba yaktım. Yatağını hazırlamak üzere içeri girdiğimde bir baktım ki, altınlar var! Saydım, tam üç yüz dinar. Kendi kendime: “Bu adam sadakayı çok verdiğine göre tedbirini de almış olmalı.” dedim. 71 İbn Kesîr, el-Bidâye 7/182 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 433 Ebû Ümame, yatsı namazını kıldıktan sonra eve döndüğünde, sofrayı ve yanan lambayı görünce tebessüm ederek: “Bu kadarına da şükür.” dedi. Ebû Ümame iftarını yiyinceye kadar onun yanında ayakta bekledim. Yemeğini bitirdikten sonra: “Allah seni bağışlasın! Evin ihtiyacı olan parayı, bana haber vermeden yatağının üstünde açıkta bırakmışsın! Onları sakladım.” dedim. Ebû Ümame, “Ne parasından bahsediyorsun sen, ben para bırakmadım ki bir yere!” dedi. Yatağı kaldırıp paraları gösterdiğimde çok sevindi ve hayret etti. Zaten, bu olaydan sonra zünnarımı kesip attım ve Müslüman oldum. İbn Câbir (radıyallahu anh) der ki: “Ebû Ümame’nin azat ettiği bu cariyesinin; Humus’taki mescitte kadınlara Kur’ân, sünnet ve İslâmi hükümleri öğrettiğine ve kadınların dini iyi anlamalarına katkıda bulunduğuna bizzat şahit oldum.”7

40. EFENDİMİZ’İN DUASININ BEREKETİYLE SICAK VE SOĞUĞUN ETKİ ETMEMESİ

40. EFENDİMİZ’İN DUASININ BEREKETİYLE SICAK VE SOĞUĞUN ETKİ ETMEMESİCâbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Bilâl-i Habeşi bana şunları anlattı: “Soğuk bir gecenin sonunda, sabah ezanını okudum. Mescide gelen olmadı. Biraz sonra, bir ezan daha okudum. Yine gelen yoktu. İkinci ezanı okuduktan sonra Allah Resûlü: ‘Cemaat neden gelmiyor acaba ey Bilâl?’ diye sordu. Ben de: ‘Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah; Müslümanlar soğuktan dolayı evlerinden çıkamıyorlar herhalde.’ dedim. Efendimiz:
‘Allah’ım, Müslümanlara soğuğu tesirsiz hale getir.’ diye dua buyurdu. O günün kuşluk vaktinde, Müslümanların, yelpaze ile serinlemeye çalıştıklarını şimdiki gibi hatırlıyorum.”77

3. SAHABENİN ALLAH’A OLAN TEVEKKÜLÜ VE BU KONUDA BÂTIL YOLDA OLANLARI TEKZİP ETMESİ


3. SAHABENİN ALLAH’A OLAN TEVEKKÜLÜ VE BU KONUDA BÂTIL YOLDA OLANLARI TEKZİP ETMESİ
Abdullah b. Avf b. el-Ahmer anlatıyor: Müsâfir adında bir zat; Hz. Ali, Enbar’dan hareket ederek Nehrevanlılara karşı sefere çıkmak üzereyken:
“Ey Müminlerin Emîri, sakın bu saatte yola çıkma. Akşam güneş battıktan üç saat sonra yola çık.” dedi. Hz. Ali, bunun sebebini sorduğunda, Müsâfir şu cevabı verdi:
“Eğer bu saatte yola çıkarsan, çok büyük felakete uğrarsınız. Ama, benim dediğim saatte çıkarsanız muzaffer olursunuz ve hedefinize ulaşırsınız.” Hz. Ali:
“Efendimizin medyumu yoktu. Onda sonra gelen bizlerin de medyumu olmayacak. Sen, şu atımın kar1 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 7/99 (11022) Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 443 nında ne olduğunu biliyor musun?” dedi. Müsâfir:
“Tahmin edebilirim.” dedi. Hz. Ali: “Tahmin ederek bilirim, diyorsun. Senin bu sözüne inanan Kur’ân’ı tekzip etmiş olur. Çünkü, Allah şöyle buyurdu:
‘Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi Allah’ın katındadır. Yağmuru ne zaman indireceğini de ondan başkası bilemez. Ana rahimlerindeki bebeklerin mahiyetini de ancak Allah bilir.’ (Lokman, 31/ 34)
Resûlü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), senin gibi gaybı bildiğini iddia etmezdi. Yani sen, şimdi sefere çıkanın, belaya uğrayacağı zamanı bildiğini mi ima etmek istiyorsun?” dedi. Müsâfir, “Evet.” dedi. Bunun üzerine, Hz. Ali:
“Senin bu sözüne inanan kimsenin, kötülükleri savuşturma konusunda Allah’a herhangi bir ihtiyacı kalmamış olur. Senin sözüne uyan biri, Allah’a şirk içindedir. Çünkü sen, insanın ne zaman felakete maruz kalacağını bildiğini iddia ediyorsun. Allah’ım! Hayır da sendendir, şer de senden. Senden başka ilâh yoktur. Bak müsâfir, sen yalancının tekisin; sana uymayacağız; senin dediğinin tam tersini yapacağız. Şimdi de, bizim gitmemizi istemediğin saatte yola çıkıyoruz!..” dedi.2

7. SAHABİLERİN İHLASLI OLMALARI VE AHİRETİ KAZANMA PEŞİNDE

7. SAHABİLERİN İHLASLI OLMALARI VE AHİRETİ KAZANMA PEŞİNDE KOŞMALARI 
Ebû Abdete’l-Anberi (radıyallahu anh) anlatıyor: Müslümanlar Medâin şehrini fethedip de ganimetleri toplayınca, bir adam elin4 Ebû Nuaym, Hilye 1/201. 5 Ebû Nuaym, Hilye 1/216. Hayatu's-Sahabe 446 de bir misk kutusu ile çıkageldi ve kutuyu ganimet toplamakla görevli şahsa teslim etti. Görevlinin yanındakiler:
 “Böylesini hiç görmedik. Bunun gibi veya buna benzer bir ganimet hiç gelmedi şimdiye kadar! Yoksa diğer miskleri kendine ayırıp aldın mı?” dediler. Adam şöyle dedi:
 “Vallahi, eğer bende Allah’a iman olmasaydı, bunu size getirip teslim etmezdim!” Bunu duyunca, adamın önemli biri olduğunu sezdiler ve: “Sen de kimsin?” diye sordular adama. Adam, 
“Hayır, kim olduğumu söylemem. Eğer söylersem, belki beni methedersiniz. Bunu başkaları da duyarsa, beni gözlerinde aşırı büyütebilirler. Ama ben Allah’a hamd ederim ve onun vereceği sevaba razıyım.” dedi. Adamın peşine birini taktılar ve onu takip ettirdiler. Onun arkadaşlarına ulaştılar ve hakkında soru sordular. Neticede bu zatın, ‘Âmir b. Abdi Kays’ olduğunu öğrendiler.6

8. SAHABENİN, KUR’ÂN OKUYARAK VE DUAYA DEVAM EDEREK ALLAH’TAN YARDIM DİLEMESİ


8. SAHABENİN, KUR’ÂN OKUYARAK VE DUAYA DEVAM EDEREK ALLAH’TAN YARDIM DİLEMESİ
Zeyd b. Eslem (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Ömer, Mısır’ın fethi gecikince Amr b. el-As’a (radıyallahu anh) şu mektubu yazdı:
“Mısır’ı fethetme konusunda, ağır davranmanıza ve şimdiye kadar fethedememenize hayret ediyorum. Yıllardır, orada mücahede ediyorsunuz. Bunun tek sebebi, ruhlarınızı dünya muhabbetinin kaplaması olmalıdır. Allah, bir cemaate niyetlerindeki samimiyete bakarak yardım eder. Sana dört adam gönderdim. Bunların her birinin, bin asker kuvvetinde olduğunu bilmeni isterim. Tabii, onlar da oraya gidince değişmezlerse!.. Bu mektubum sana ulaştırıldığı zaman, askerlerini topla ve onlara hitap et. Onları sabır ve ihlasla düşmana karşı mücahedeye teşvik et. Gönderdiğim dört komutanı askerlerin önüne geçir 6 İbnu’l-Cevzî, Sıfatu’s-Safve 3/211
Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 447 ve orduna, tek vücut hâlinde düşmana hücum etmelerini emret. Zaman olarak da, cuma günü, güneşin tam ortada olduğu vakti kolla. Çünkü o vakitler, Allah’ın rahmetinin indiği ve duaların kabul edildiği anlardır. Askerlerin Allah’a yalvarsınlar ve düşmanlarına karşı Allah’tan yardım dilesinler.” Bu mektup Amr’a ulaşınca, Amr askerlerini topladı ve gelen dört kişiyi de çağırıp, onları askerlerin önüne geçirdi. Herkesin abdest alarak iki rekât namaz kılmasını ve Allah’a yönelerek ondan yardım istemesini söyledi. Neticede Allah, Müslümanlara zaferi ihsan etti.7

10. SAHABİLERİN, GÖSTERİŞE VE DÜNYA ZİYNETİNE ÖNEM VERMEMELERİ


10. SAHABİLERİN, GÖSTERİŞE VE DÜNYA ZİYNETİNE ÖNEM VERMEMELERİMüslümanlar, Numan b. Mukarrin’in komutasında Isfahan’ın fethine gittiklerinde, Müslümanlarla Isfahan arasında bir nehir kalmıştı. Müslümanlar, karşı tarafa elçi olarak Muğire b. Şu’be’yi gönderdiler. Olayı, Os man en-Nehdî şöyle anlatıyor:
“Muğire, Farsların bulunduğu yere giderken, nehir üzerindeki köprüyü geçince onu alıkoydular ve onun ilerlemesine izin vermediler. Girişi için, Rüstem’den müsaade istediler. Farslar, Müs7 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/894 (14220) 8 Taberî, Târîh 2/425 Hayatu's-Sahabe 448 lümanlara karşı debdebeli görünmek için yeni ve kıymetli elbiseler giydiler. Başlarında taçlar ve üzerlerinde de altınla sırmalanmış elbiseler vardı. Saraya gelen misafirler için, bir ok atımı mesafe kadar upuzun halı döşemişlerdi. Muğîre, saçlarını dört örgü hâlinde ayırmış olarak geldi ve Rüstem’in yanındaki minderin üzerine oturdu. Görevliler, hemen Rüstem’in üzerine atıldılar ve hatta onu tartakladılar. Muğire, hiç sükûnetini bozmadı ve şöyle söze girdi:
‘Sizin efsanelerinizi duyardık. Sizden daha aptal bir toplum yoktur zannediyorum. Biz Araplar, sizin gibi birbirimizi köle ve kul şeklinde görmeyiz. Yine ben sizin, bizler gibi insanlara yardımcı olduğunuzu ve onlara adaletle muamele ettiğinizi zannederdim. Birbirinizin rabbi olduğunuzu söyleseydiniz, bu gördüklerimden daha iyi olurdu. Bu tutumunuz hiç doğru değil ve biz, asla sizin gibi yapmayız. Aslında ben, size kendiliğimden gelmedim; siz beni çağırdınız.
Bugün şunu anladım ki, akibetiniz gerçekten iyi görünmüyor. Bu akıllarla ve bu gidişle bu saltanat devam edemez.’ Bunu duyan muhafızlar: ‘Vallahi, bu Arap doğru söylüyor.’ dediler. Bunu fark eden komutanlar: ‘Vallahi adam öyle konuştu ki, memurlarımız dahi ona meyletti. Atalarımızı Allah kahretsin! Bu Arapları küçümsemekle, ne kadar ahmakça bir iş yapmışlar!’ dediler.”9

11. SAHABENİN, DÜŞMANLARIN ÇOKLUĞUNA VE KUVVETİNE ÇOK EHEMMİYET VERMEMESİ

11. SAHABENİN, DÜŞMANLARIN ÇOKLUĞUNA VE KUVVETİNE ÇOK EHEMMİYET VERMEMESİAbdullah b. Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh), Amr b. el-As’a (radıyallahu anh) mektup yazmış ve mektupta şöyle demişti:
“Allah’ın selamı üzerine olsun. Mektubunu aldım. Mektubunda, Rumların çok sayıda asker topladığını yazıyorsun. Bizler, Allah Resûlü ile beraber savaşırken, Allah, bizim kuvvetimize ve çokluğumuza bakarak yardım etmedi. Bir defasında, sadece iki 9 Hâkim, Müstedrek 3/332 (5279) Sahabenin İ lâhî İ nayete Mazhar Olmas ı n ı n Sebepleri 449 atımız vardı. Develere de, nöbetleşe biniliyordu. Uhud’da ise, yalnızca bir atımız vardı. Ona da, Efendimiz biniyor ve düşmana karşı bize manevi destek oluyordu. Amr! Şunu iyi bilesin ki, Allah’a en çok itaatkâr olan kimse, günahlardan en çok tiksinti ve ürperti duyan kimsedir. Öyleyse, Allah’a itaat et ve askerlerine de itaat etmelerini emret.”10