SAHABİLERİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAHABİLERİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Eylül 2022 Perşembe
17. SAHABİLERİN, CEMÂDÂTIN (CANSIZ VARLIKLARIN) SESLERİNİ İŞİTMESİ
17. SAHABİLERİN, CEMÂDÂTIN (CANSIZ VARLIKLARIN) SESLERİNİ İŞİTMESİ İbn Mesud’un, Yemeğin Tesbihatını İşitmesi İbn Mesud anlatıyor: Biz peygamberlik alâmeti olan harikulâde olayları bereket kabul ederdik. Siz ise, o tür olayları bir korkutma/inzâr telakki ediyorsunuz. Bir gün, Allah Resûlü ile yolculuk hâlindeydik. Suyumuz çok azalmıştı. Resûlü Ekrem: “Kalan suyu getirin.” diye emretti. İçinde azıcık su bulunan bir kap getirdiler. Resûlullah, elini kabın içine daldırdıktan sonra şöyle dedi: “Haydi abdestinizi alın, bereket Allah’tandır.” İbn Mesud der ki: “Gerçekten de ben, Resûlü Ekrem’in parmakları arasından su kaynadığını gördüm. Hatta bizler yemek esnasında, yiyeceklerin Allah’ı tesbih ettiğini de işitirdik.”33 32 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 9/71 33 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/97 Hayatu's-Sahabe 412 Hurma Kütüğünün İniltisinin Duyulması Câbir b. Abdullah (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlü cuma hutbesini verirken bir hurma ağacına yaslanırdı. Ensâr’dan biri şöyle bir öneride bulundu: “Yâ Resûlallah, sana bir minber yapsak olmaz mı?” Efendimiz de: “İsterseniz yapın.” buyurdu. Hemen bir minber yaptılar. Cuma günü geldiğinde, Allah Resûlü yeni yapılan minbere çıktı. O sırada daha önce yaslandığı hurma ağacı, bir çocuğun ağlaması gibi etkili bir ses çıkararak inledi. Resûlü Ekrem, minberden indi ve ağacı kucakladı. Ağaç, sakinleştirilen çocuğun nazlanması gibi inlemeye devam ediyordu. Câbir der ki: “Hurma ağacı, duyduğu zikirlerden mahrum kaldığı için ağlıyordu.”34 Hz. Enes’ten gelen bir rivayette Allah Resûlü şöyle demiştir: “Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; onu yatıştırmış olmasaydım, Allah’ın Resûlünden ayrıldığı için duyduğu üzüntüden dolayı, kıyamete kadar inlemeye devam edecekti. Sonunda, Allah Resûlü emretti de hurma ağacı toprağa gömüldü.”35 Selmân-ı Fârisî ve Ebu’d-Derdâ’nın, Yemek Kabının Tesbihini İşitmesi Ebu’l-Buhturî (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir gün, Ebu’d-Derdâ ve Selmân birlikteydi. Ebu’d-Derdâ tencerenin altına ateş yakarken, ansızın tencereden bir ses geldiğini duydu; çocuk sesine benziyordu. Daha sonra ses yükseldi. Yükselince tencere ters çevrildi ve yere devrildi. Fakat, içindeki yemekten hiçbir şey dökülmedi. Tencere, sonra tekrar eski hâlini aldı. Ebu’d-Derdâ: “Şu tuhaf işe bak Selmân! Herhalde böylesini, sen de baban da şimdiye kadar 34 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/127 35 İbn Kesîr, el-Bidâye 6/126 Resûlullah'a ve Ashâba Gelen Mucizevî Yard ı mlar 413 görmemiştir.” dedi. Selmân-ı Fârisî şöyle cevap verdi: “Şayet sussaydın ve sırrı açığa vurmasaydın, Allah’a delâlet eden pek çok âyeti görürdün.”36
22. ŞEHİT SAHABİLERİN CESETLERİNİN İLÂHÎ İNAYETLE KORUNMASI
22. ŞEHİT SAHABİLERİN CESETLERİNİN İLÂHÎ İNAYETLE KORUNMASI
Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Allah Resûlü, Âsım b. Sabit’i bir askeri birliğe komutan tayin etmişti. Asım şöyle demişti yola çıkarken:
“Ben asla bir müşrikin koruması altında olmayı hazmedemem. Daha önce de, ahd ü peymanım vardı Allah’a: Bana dokunmadıkları sürece hiçbir müşriğe dokunmayacağım.”
Kureyşli müşrikler, onun cesedinden bir parça koparıp getirmesi için adamlarını gönderdiler. (Âsım, Bedir’de Kureyş’in önde gelenlerinden bazılarını öldürmüştü.) O anda, Allah kara bulut gibi bir arı sürüsü gönderdi ve cesedine ilişmelerine engel oldu. Bu nedenle Âsım’a: ‘Arıların vesilesiyle korunan’ anlamında ‘hamiyyü’-debr’ unvanı verilmiştir.
46. VEFAT EDEN BAZI SAHABİLERİN RÜYADA GÖRÜLMESİ
46. VEFAT EDEN BAZI SAHABİLERİN RÜYADA GÖRÜLMESİ
İbn Ömer’in, Babasını, Vefatından Sonra Rüyasında Görmesi İbn Ömer anlatıyor: Benim için, babam Hz. Ömer’in ahiretteki durumunu öğrenmekten daha sevindirici bir şey olamaz. Rüyamda bir köşk gördüm. Bu köşkün kime ait olduğunu sordum.
“Bu köşk, Ömer b. Hattab’ındır.” dediler. Hz. Ömer köşkten çıktı. Hz. Ömer’in sanki yıkanmış da yeni giyinmiş gibi bir hâli vardı. “Durumun nasıldır?” diye sordum.
“İyi, eğer Rabbimin af ve mağfiretiyle karşılaşmasaydım işim bitikti.” dedi. Bana,
“Sizden ayrılalı kaç yıl oldu?” diye sordu. “On iki sene oldu.” dedim.
“Henüz hesaptan kurtulabildim.” dedi.84 82 İbn Kesîr, el-Bidâye 5/11 83 İbn Sa’d, Tabakâtu’l-Kübrâ 3/374 84 Ebû Nuaym, Hilye 1/54. Hayatu's-Sahabe 440 Abdullah b. Selam’ın, Selmân’ı, Vefatından Sonra Rüyasında Görmesi Abdullah b. Selam anlatıyor: Selmân’a demiştim ki:
“Bak kardeşim, hangimiz daha önce vefat ederse sağ kalanımız öleni rüyasında görmek için gayret etsin. Böyle bir şey mümkün mü?”
“Evet, müminin ruhu hürdür. Yeryüzünde nereye isterse gidebilir; ama kâfirinki hapistedir.” dedi. Zaman geçti. Selmân, Hakk’ın rahmetine vâsıl oldu. Ben, bir gün öğle vakti, sedirin üzerinde kaylule uykusuna yatmıştım. Uykuya dalınca, rüya görmeye başladım. Selmân geldi yanıma. Bana, “Esselamü aleyke ve rahmetullahi ve berekatüh” diyerek selam verdi. Ben de, “Ve aleykesselam ve rahmetullah ey Ebû Abdullah! Yerini nasıl buldun, memnun musun?” dedim. “Yerim iyi, sakın tevekkülü elden bırakma. Ne güzelmiş tevekkül etmek! Tevekkülü sakın terk etme! Ne güzelmiş tevekkül, bir bilsen! Tevekkülün, insanı hayrete sevk edecek kadar faziletli bir amel olduğunu gördüm.” dedi
7. SAHABİLERİN İHLASLI OLMALARI VE AHİRETİ KAZANMA PEŞİNDE
7. SAHABİLERİN İHLASLI OLMALARI VE AHİRETİ KAZANMA PEŞİNDE KOŞMALARI
Ebû Abdete’l-Anberi (radıyallahu anh) anlatıyor: Müslümanlar Medâin şehrini fethedip de ganimetleri toplayınca, bir adam elin4 Ebû Nuaym, Hilye 1/201. 5 Ebû Nuaym, Hilye 1/216. Hayatu's-Sahabe 446 de bir misk kutusu ile çıkageldi ve kutuyu ganimet toplamakla görevli şahsa teslim etti. Görevlinin yanındakiler:
“Böylesini hiç görmedik. Bunun gibi veya buna benzer bir ganimet hiç gelmedi şimdiye kadar! Yoksa diğer miskleri kendine ayırıp aldın mı?” dediler. Adam şöyle dedi:
“Vallahi, eğer bende Allah’a iman olmasaydı, bunu size getirip teslim etmezdim!” Bunu duyunca, adamın önemli biri olduğunu sezdiler ve: “Sen de kimsin?” diye sordular adama. Adam,
“Hayır, kim olduğumu söylemem. Eğer söylersem, belki beni methedersiniz. Bunu başkaları da duyarsa, beni gözlerinde aşırı büyütebilirler. Ama ben Allah’a hamd ederim ve onun vereceği sevaba razıyım.” dedi. Adamın peşine birini taktılar ve onu takip ettirdiler. Onun arkadaşlarına ulaştılar ve hakkında soru sordular. Neticede bu zatın, ‘Âmir b. Abdi Kays’ olduğunu öğrendiler.6
9. SAHABİLERİN HAYIRDA YARIŞ ETMELERİ
9. SAHABİLERİN HAYIRDA YARIŞ ETMELERİ
Şakîk (radıyallahu anh) anlatıyor: “Günün erken saatlerinde, savaşa girişmiştik.
Öğle namazı vakti gelince, geriye döndük. Müezzinimiz yara almıştı. Pek çok Müslüman, bir an evvel ezan okumak için harekete geçti.
Kimin ezan okuyacağı konusunda anlaşma sağlanamayınca, neredeyse kılıçlarına davranacaklardı. Sonunda Sa’d, kura çekti de; kurada çıkan kişi ezanı okudu.”8
10. SAHABİLERİN, GÖSTERİŞE VE DÜNYA ZİYNETİNE ÖNEM VERMEMELERİ
10. SAHABİLERİN, GÖSTERİŞE VE DÜNYA ZİYNETİNE ÖNEM VERMEMELERİMüslümanlar, Numan b. Mukarrin’in komutasında Isfahan’ın fethine gittiklerinde, Müslümanlarla Isfahan arasında bir nehir kalmıştı. Müslümanlar, karşı tarafa elçi olarak Muğire b. Şu’be’yi gönderdiler. Olayı, Os man en-Nehdî şöyle anlatıyor:
“Muğire, Farsların bulunduğu yere giderken, nehir üzerindeki köprüyü geçince onu alıkoydular ve onun ilerlemesine izin vermediler. Girişi için, Rüstem’den müsaade istediler. Farslar, Müs7 el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl 5/894 (14220) 8 Taberî, Târîh 2/425 Hayatu's-Sahabe 448 lümanlara karşı debdebeli görünmek için yeni ve kıymetli elbiseler giydiler. Başlarında taçlar ve üzerlerinde de altınla sırmalanmış elbiseler vardı. Saraya gelen misafirler için, bir ok atımı mesafe kadar upuzun halı döşemişlerdi. Muğîre, saçlarını dört örgü hâlinde ayırmış olarak geldi ve Rüstem’in yanındaki minderin üzerine oturdu. Görevliler, hemen Rüstem’in üzerine atıldılar ve hatta onu tartakladılar. Muğire, hiç sükûnetini bozmadı ve şöyle söze girdi:
‘Sizin efsanelerinizi duyardık. Sizden daha aptal bir toplum yoktur zannediyorum. Biz Araplar, sizin gibi birbirimizi köle ve kul şeklinde görmeyiz. Yine ben sizin, bizler gibi insanlara yardımcı olduğunuzu ve onlara adaletle muamele ettiğinizi zannederdim. Birbirinizin rabbi olduğunuzu söyleseydiniz, bu gördüklerimden daha iyi olurdu. Bu tutumunuz hiç doğru değil ve biz, asla sizin gibi yapmayız. Aslında ben, size kendiliğimden gelmedim; siz beni çağırdınız.
Bugün şunu anladım ki, akibetiniz gerçekten iyi görünmüyor. Bu akıllarla ve bu gidişle bu saltanat devam edemez.’ Bunu duyan muhafızlar: ‘Vallahi, bu Arap doğru söylüyor.’ dediler. Bunu fark eden komutanlar: ‘Vallahi adam öyle konuştu ki, memurlarımız dahi ona meyletti. Atalarımızı Allah kahretsin! Bu Arapları küçümsemekle, ne kadar ahmakça bir iş yapmışlar!’ dediler.”9
Kaydol:
Yorumlar (Atom)